1955 yılında Ardahan'da doğdu. İlk ve ortaokulu Ardahan’da, liseyi 1975 yılında Erzincan’da bitirdi. 1976 yılında İstanbul da Mensucat Santral Fabrikasında elektrik teknisyeni olarak çalıştı, aynı yıl girdiği üniversite sınavını kazandı ve üniversiteye kaydoldu. 1982 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Mezuniyet tezi olarak George Sand'ın "Les Lettres d'un Voyageur" adlı eserinden Alfred de Musset'ye yazdığı "Alfred de Musset'ye Mektuplar (Lettres a Alfred de Musset) " adlı eserini tercüme etti.
Şiir Sayfası Seni De Vururlar Bir Gün Ey Acı
seni de vururlar bir gün ey acı
uçuşup durduğun kanatlarından
sazın, sözün, türkülerin tükenir
ellerin koynunda kalakalırsınşakaklarına kar yağıyor bilesin ey acı
gül açan yüzlerimizde
göğeriyor rengin senin debiz seni
tâ eskiden tanırız
hani göğüslerimize taş olur inerdin
avuçlarımızda hira dağıydın
al atların tan yerine ayarlanmış yelelerinde
akdeniz rüzgarlarına karışan sendinbiliyorum
hiçbir tarih yazmayacak ve bir
sır gibi kalacak yakılan kitaplarda
göbek bağı anasından henüz çözülmemiş bebelerimize
mitralyözlerin washingtondan ayarlandığınıseni de yakarlar bir gün ey acı
bir taptuk kul gözlerinden vurursa
parmakların eğri ağaç tutmaz
çığlıkların çağlar aşar duymazsınve ben biliyorum
örümceği, mağarayı, güvercini, asâyıve ibrahim'in baltasını
biliyorumnereden başladı bu kesik dans
ve bu dansa karşı afyonlanmış hecin yüzlü
insanlar kim?kim kimin yanında
kim kimin karşısındameclis kürsüsünden konuşan bu adam kim
üsküdür kız lisesinde okuyan genç kız
çantasında kimin fotoğrafını taşıyorkadıköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar
neden gülüyorlar kiseni de vururlar bir gün ey acı
filistin'de sapan taşlı çocuklar
dalın, kolun, fidelerin budanır
kuru bir kütükle kalakalırsınöyle bakmayın balkonlarınızdan
fırat nehri ayrılık çıbanına tutuldu,
damarlarımızı yırtıyor
tuna nehri, onulmaz boşnak sızıları
pompalıyor yüreğimizepilevne türküleri ağıtlara dönüşürken,
çeçenya'da yiğitler
inancın emeğin / ve aşk'ın
kılcal damarlarına ulanıp sustular...ve ne bağdat'tan
ne şam'dan
ne mekke'den
ne diyarıbekir'den
ne istanbul'dan
ne buhara'dan
bunca telefon direğine rağmen kimse kimseyi
duymuyorseni de vururlar bir gün ey acı
halepçe'de soldurulmuş gül gibi
bu sevdaya düşsen, sen de yanarsın
suskun, sıcak, uzun yaz gecelerive siz
ey analar,
hani siz, gecelerinizi böler, çocuklarınıza ninniler
söylerdinizhani siz, fatihler doğururdunuz...
gelin kızların giysileri kirletildi
çocuklar hep yetim kaldı'elem yecidke yetimen feava'
ve ben biliyorum
ben biliyorum
istanbul'un
bağdat'ın
diyarıbekir'in
mekke'nin
buhara'nın
birbirine nasıl bağlandığını, nasıl çözüldüğünü; sonra
ey insan
ey insanlık
ayağa kalkkolları ve bacakları budanmış delikanlıları
boyunları gövdelerinden ayrılmış insanları
gözleri uyur gibi kapanmış, kan pıhtıları içindeki bu
çocuklarıgelişmiş laboratuarlarınızda dikkatle inceleyin
ve bir gün
bu dünya
gül bahçesine dönecekbunu böyle bilin; ve
unutmayın..Ferman Karaçam