Hayatı ve Tahsili
1003 yılında Şîraz’ın güneyindeki Fîrûzâbâd’da dünyaya geldi. İlk eğitimini memleketinde,
Ebû Hâmid el-İsferâyînî’nin talebelerinden Ebû Abdullah Muhammed b. Ömer eş-Şîrâzî’den aldı.
Daha sonra Şîraz’a giderek Ebû Abdullah el-Cellâb’dan fıkıh okudu; bir süre Zâhirî amele mensup
Kadı Ebü’l-Ferec el-Fâmî ile ilmî tartışmalar yaptı. Hocası Ebû Ahmed Abdurrahman el-Gandecânî
memleketine dönünce onu takip edip Gandecân’da derslerine devam etti; ardından Basra’ya geçerek
Ebû Ahmed Abdülvehhâb el-Bağdâdî ve başka âlimlerden istifade etti.
Bağdat Yılları ve Nizâmiye Medresesi
415/1024 yılında Bağdat’a gitti ve vefatına kadar orada kaldı. Burada özellikle Ebü’t-Tayyib
et-Taberî’den fıkıh, usûl, hilâf ve cedel okudu; on yılı aşkın süre onun talebesi oldu. Hocası
adına kurulan mescitte ders vermeye başladı, ardından Bâbülmerâtib civarındaki mescidde fıkıh
okutmakla görevlendirildi. Selçuklu veziri Nizâmülmülk’ün inşa ettirdiği Nizâmiye Medresesi’nde
müderrislik görevine getirildi ve hayatının sonuna kadar bu görevde kaldı. Medresenin zengin
vakıfları ona ve talebelerine ciddi imkânlar sağlasa da, o mütevazi hayat tarzını sürdürmüş ve
şahsî imkânsızlıkları sebebiyle hacca gidememiştir.
Siyasî ve Mezhebî Ortam
Şîrâzî, Büveyhî–Abbâsî ve ardından Selçuklu–Abbâsî çekişmelerinin yoğunlaştığı bir dönemde
Bağdat’ta Şâfiî mezhebini temsil eden isimlerin başında yer aldı. Mu‘tezile’nin nüfuz kaybettiği,
Sünnî mezhepler arası rekabetin öne çıktığı bir ortamda, Eş‘arî çizgideki Şâfiîliği güçlendiren
ilmî ve fiilî katkılarda bulundu. Özellikle Hanbelî çevreler ile Eş‘arî âlimler arasındaki
tartışmalarda Nizâmiye Medresesi ve Şâfiî ulemâ adına aktif rol aldı; zaman zaman gerginlikleri
yatıştırmaya yönelik girişimlerin de merkezinde yer aldı.
İlmî Kişiliği ve Yöntemi
Fıkıh, usûl, hilâf ve cedel alanlarında derin vukuf sahibi olan Şîrâzî, özellikle münazara
kudretiyle temayüz etti. Çağdaşı âlimler, hilâf meselelerini bir müslümanın Fâtiha sûresini
bilmesi gibi bildiğini ifade ederler. Kendisi, her kıyası ve her dersi defalarca tekrar ettiğini,
bir meseleyle ilgili istişhâda elverişli bir beyit bulduğunda kasidenin tamamını ezberlediğini
söyler. Fürû hükümlerini delillerle irtibatlandırmada İbn Süreyc’in çizgisini benimsemiş,
metotlu bir te’sîl ve tefrî‘ anlayışıyla pek çok talebe yetiştirmiştir.
Talebeleri ve Etkisi
Şîrâzî’nin ilmî halkasından, vezir ve edip Ebû Şücâ‘ Rûzrâverî, Hanbelî âlimi Ebü’l-Vefâ
İbn Akīl, Endülüslü Mâlikî fakihi Ebü’l-Velîd el-Bâcî, Muhammed b. Ahmed eş-Şâşî,
Ahmed b. Muhammed el-Cürcânî ve Hüseyin b. Ali et-Taberî gibi farklı mezhep ve çevrelerden
önemli isimler yetişti. Böylece Şâfiî fıkhının yanında usûl, hilâf ve cedel ilimleri
üzerinden mezhepler arası fikrî etkileşime kalıcı katkılar sağladı. 476/1083’te Bağdat’ta
vefat etti; mezarı üzerine Selçuklu veziri Tâcülmülk tarafından bir türbe yaptırıldığı
rivayet edilir.
Eserleri (seçme)
Fıkıh
et-Tenbîh fî fürûʿi’l-fıḳhi’ş-Şâfiʿî – Şâfiî mezhebinin temel muhtasarlarından, delil ve tartışmalar olmaksızın fürû hükümlerini toplayan eser.
el-Müheẕẕeb fî fıḳhi’l-İmâm eş-Şâfiʿî – Mezhepteki ana hükümleri ve iç ihtilâfları delilleriyle ele alan kapsamlı fıkıh kitabı.
Usûl-i Fıkıh
et-Tebṣıra fî uṣûli’l-fıḳh – Mütekellimîn yöntemine göre kaleme alınmış, özellikle hilâfla ilgili gündemlere temas eden usûl eseridir.
el-Lümaʿ fî uṣûli’l-fıḳh – Şâfiî usûl geleneğinde önemli bir yere sahip olup pek çok şerh ve tahkike konu olmuştur.
Şerḥu’l-Lümaʿ (el-Vüṣûl ilâ ʿilmi’l-uṣûl) – el-Lümaʿ üzerine kendi şerhi.
el-Mülaḫḫaṣ fi’l-cedel – Cedel ilmine dair ilk çalışması.
el-Maʿûne fi’l-cedel (Maʿûnetü’l-mübtedîn ve teẕkiretü’l-müntehîn fi’l-cedel) – Usûl konularını cedel yöntemiyle ele alan, el-Mülaḫḫaṣ’ın muhtasarı mahiyetinde eser.
en-Nüket fi’l-mesâʾili’l-muḫtelef fîhâ beyne’ş-Şâfiʿî ve Ebî Ḥanîfe – Şâfiî ile Ebû Hanîfe arasındaki ihtilâflı meseleleri delilleriyle değerlendiren hilâf kitabı.
Muḫtaṣar fî ma’ḫtelefe fîhi Ebû Ḥanîfe ve’ş-Şâfiʿî – Şâfiî ve Ebû Hanîfe arasındaki yüzlerce ihtilâfı kısaca özetleyen muhtasar.
Teẕkiretü’l-mesʾûlîn fi’l-ḫilâf beyne’l-Ḥanefî ve’ş-Şâfiʿî – Hacimli bir hilâf çalışması olup kaynaklarda ciltler hâlinde büyük bir eser olarak tanıtılır.