Şair Muhyi

00-00-0000 - 00-00-0000

  • 11
    Şiir
  • 0
    Takipçi
  • 0
    Yorum

Muhyî (Fenarîzâde Muhyiddin Çelebi)

Ölüm: 954/1547-48 — İstanbul
Soy: Fenarîzâde ailesi – Hz. Ömer b. Hattâb’a kadar uzanan nesep rivayeti

Hayatı

Muhyî, Fenarîzâde Muhyiddin Çelebi’nin (öl. 954/1547-48) mensup olduğu soyun, Molla Fenarî yoluyla Hz. Ömer b. Hattâb’a kadar ulaştığı rivayet edilmektedir. Soy zincirinde Molla Fenarî, onun babası Hamza, Halil, İsa ve Nizameddin üzerinden Hz. Ömer’e dayandırılan bir silsile söz konusudur.

Kaynakların çoğu Muhyî’nin babasını Alaaddin Ali Çelebi olarak gösterir. Devhatü’l-Meşâyıh ve İlmiye Sâlnâmesi gibi daha geç kaynaklarda babasının adı “Muhammed Şah” diye zikredilse de bu bilginin yanlış nakil olduğu anlaşılmaktadır. Araştırmalar, Muhammed Şah’ın şairin büyük amcası olduğunu göstermektedir.

Doğum tarihi hakkında en güvenilir kaynaklarda kesin bir bilgi bulunmaz. Eski eserlerde verilen 751/1350 tarihi ise aslında Molla Fenarî’ye aittir ve yanlışlıkla Muhyî’ye atfedilmiştir. Kesin kabul edilen tek tarih, şairin 954/1547-48’de vefat ettiğidir. Kaynak karşılaştırmaları, Muhyî’nin muhtemelen 1478 sonrası bir tarihte doğmuş olması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Mahlasını kendisinin seçtiği ve tüm şiirlerinde “Muhyî” imzasını kullandığı, yalnızca Dîvân’ın sonundaki hatime bölümünde “Muhyî-i Fenârî” şeklinde nisbesini eklediği bilinmektedir.

İlk eğitimini babasından alan Muhyî, babasının vefatıyla Hatibzâde Muhyiddin ve Efdalzâde Hamideddin Efendi’den ders okumuş ve 901/1495-96’da mülazemet almıştır. II. Bayezid devri vezirlerinden Hadım Ali Paşa tarafından himaye edilmiştir.

Medrese eğitimini tamamladıktan sonra Fenarîzâde ailesine tanınan imtiyazla önce İstanbul Ali Paşa Medresesi’nde müderris olmuş (902/1496-97), ardından Bursa Sultan Medresesi ve Sahn-ı Seman’da görev yapmıştır. 925/1519’da Edirne, 926/1520’de İstanbul kadılığına; 929/1523’te Anadolu Kazaskerliği’ne getirilmiştir. 930/1524’te Rumeli Kazaskeri olmuş ve bu görevini yaklaşık on beş yıl sürdürmüştür.

Ayas Paşa ile yaşadığı anlaşmazlık sebebiyle 944/1537’de emekliye ayrılan Muhyî, hac yolculuğu yapmış, bir yıl Mekke’de kalarak tefsir dersleri vermiştir. Dönüşte maaşı artırılmış ve 949/1543’te şeyhülislâmlığa tayin edilmiştir. Yaşlılığı sebebiyle 952/1545’te görevden ayrılmıştır.

Tasavvufî bir tarikata doğrudan bağlı olmamakla birlikte takvaya son derece bağlı, helal-haram ayrımında titiz, cömert ve kul hakkına riayetkâr bir kişilik olarak anlatılır. Rumeli Hisarı ve Dereseki’de iki mescit yaptırmıştır.

Muhyî, 26 Zilkade 954 / 7 Ocak 1548’de İstanbul’da vefat etmiş, Eyüp Sultan’da Küçük Emir Efendi’nin yanına defnedilmiştir.

Eserleri

1. Dîvân

Muhyî’nin edebî faaliyetlerinin merkezinde yer alan eserdir. Tüm şiirleri “Muhyî” mahlasıyla yazılmıştır.

2. Diğer Eserler ve Risaleler

  • Sadrü’ş-Şerîa Risaleleri: Hanefî fıkhı üzerine yazılmış, medreselerde okutulan Sadrü’ş-Şerîa metinleriyle ilgili çalışmaları.
  • Hidâye Risaleleri: Burhanettin Merginânî’nin Hidâye’si üzerine çeşitli ilmî açıklamalar ve izahlar.
  • Şerh-i Miftâh Haşiyesi: Belagat alanında klasik bir metin olan Seyyid Şerif Cürcanî’nin Miftâh şerhine “ilm-i meânî” sahasında yazdığı haşiye.
  • Tefsir Dersleri: Mekke’de mücavir iken verdiği tefsir derslerinden oluşan bir Kur’an tefsirine başlamış, fakat tamamlayamadan vefat etmiştir.

Edebî Kişiliği

Muhyî’nin edebî kişiliği büyük ölçüde klasik divan şiiri geleneği içinde şekillenmiştir. Şiirlerinde sağlam bir dil, yüksek ilmî kültür, özellikle belagat ve fıkıh terminolojisinin doğal bir akıcılıkla kullanılması dikkat çekicidir.

Şiirlerinde tasavvufî ıstılahların yer alması, onun derin bir manevî okumaya sahip oluşuyla ilgilidir; ancak doğrudan bir tarikat mensubiyeti yoktur. Müderrislik, kazaskerlik ve şeyhülislamlık gibi makamların ilmî ağırlığı, onun şiir diline de ciddiyet ve olgunluk kazandırmıştır.

Dîvân’ı, hem döneminin ilmî çevrelerini hem de fenârî geleneğini yansıtan önemli bir klasik kaynak niteliğindedir.

Henüz yorum yapılmamış, ilk siz yorumlamak istermisiniz?
Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Üye Girişi Yapınız.

Anadolu Şairleri

Abdürrahim Karakoç

7 Nisan 1932 , Perşembe


Necip Fazıl Kısakürek

26 Mayıs 1904 , Perşembe


Aşık Coşkuni

30 Kasım -0001 , Pazartesi


İhsan Ozanoğlu

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Aşık Devrani (hasan Tutal)

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Salih Hayri

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Emin Bülent Serdaroğlu

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Fati̇h Kısaparmak

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Garip Aşık

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Aşıkpaşazade

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Yakup Kadri Karaosmanoğlu

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Aşık Kerem

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Seyyid Nesimi

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Kati̇bi̇

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Öksüz DEDE

30 Kasım -0001 , Pazartesi


ŞİİR BİR TUTKUDUR

Düşürür-Coşkuni

16 Ocak 2026 , Cuma - 21:27:58


Ağlama-Coşkuni

16 Ocak 2026 , Cuma - 21:27:15


Kahve Bişdiği Yerde Şiiri - İhsan Ozanoğlu

16 Ocak 2026 , Cuma - 20:51:44


Kara Kuzum Sana Çanlar Takayım

16 Ocak 2026 , Cuma - 20:51:43


Kıyıktan Çıkdım Yoruldum

16 Ocak 2026 , Cuma - 20:51:42


Mapushane Çeşmesi Şiiri - İhsan Ozanoğlu

16 Ocak 2026 , Cuma - 20:51:41


Murat Reis Ey Der Hey Gaziler

16 Ocak 2026 , Cuma - 20:51:39


Seher Vakti Bülbül Ağlar

16 Ocak 2026 , Cuma - 20:51:38


Sivastopol Önünde Yatan Gemiler

16 Ocak 2026 , Cuma - 20:51:37


Şu Çırdakdan Gece Geçtim

16 Ocak 2026 , Cuma - 20:51:36


Şu Dağların Sisine Şiiri - İhsan Ozanoğlu

16 Ocak 2026 , Cuma - 20:51:35



Toprakköprü Toprakköprü

16 Ocak 2026 , Cuma - 20:51:32


Yine Cüda Düştüm Şiiri - İhsan Ozanoğlu

16 Ocak 2026 , Cuma - 20:51:31


Yörü Çoban Yörü Var Git

16 Ocak 2026 , Cuma - 20:51:30