Ölüm: 954/1547-48 — İstanbul Soy: Fenarîzâde ailesi – Hz. Ömer b. Hattâb’a kadar uzanan nesep rivayeti
Hayatı
Muhyî, Fenarîzâde Muhyiddin Çelebi’nin (öl. 954/1547-48) mensup olduğu soyun,
Molla Fenarî yoluyla Hz. Ömer b. Hattâb’a kadar ulaştığı rivayet edilmektedir.
Soy zincirinde Molla Fenarî, onun babası Hamza, Halil, İsa ve Nizameddin üzerinden
Hz. Ömer’e dayandırılan bir silsile söz konusudur.
Kaynakların çoğu Muhyî’nin babasını Alaaddin Ali Çelebi olarak gösterir.
Devhatü’l-Meşâyıh ve İlmiye Sâlnâmesi gibi daha geç kaynaklarda babasının adı
“Muhammed Şah” diye zikredilse de bu bilginin yanlış nakil olduğu anlaşılmaktadır.
Araştırmalar, Muhammed Şah’ın şairin büyük amcası olduğunu göstermektedir.
Doğum tarihi hakkında en güvenilir kaynaklarda kesin bir bilgi bulunmaz. Eski
eserlerde verilen 751/1350 tarihi ise aslında Molla Fenarî’ye aittir ve yanlışlıkla
Muhyî’ye atfedilmiştir. Kesin kabul edilen tek tarih, şairin 954/1547-48’de
vefat ettiğidir. Kaynak karşılaştırmaları, Muhyî’nin muhtemelen 1478 sonrası bir
tarihte doğmuş olması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Mahlasını kendisinin seçtiği ve tüm şiirlerinde “Muhyî” imzasını kullandığı,
yalnızca Dîvân’ın sonundaki hatime bölümünde “Muhyî-i Fenârî” şeklinde nisbesini
eklediği bilinmektedir.
İlk eğitimini babasından alan Muhyî, babasının vefatıyla Hatibzâde Muhyiddin ve
Efdalzâde Hamideddin Efendi’den ders okumuş ve 901/1495-96’da mülazemet
almıştır. II. Bayezid devri vezirlerinden Hadım Ali Paşa tarafından himaye edilmiştir.
Medrese eğitimini tamamladıktan sonra Fenarîzâde ailesine tanınan imtiyazla
önce İstanbul Ali Paşa Medresesi’nde müderris olmuş (902/1496-97), ardından
Bursa Sultan Medresesi ve Sahn-ı Seman’da görev yapmıştır. 925/1519’da Edirne,
926/1520’de İstanbul kadılığına; 929/1523’te Anadolu Kazaskerliği’ne getirilmiştir.
930/1524’te Rumeli Kazaskeri olmuş ve bu görevini yaklaşık on beş yıl sürdürmüştür.
Ayas Paşa ile yaşadığı anlaşmazlık sebebiyle 944/1537’de emekliye ayrılan Muhyî,
hac yolculuğu yapmış, bir yıl Mekke’de kalarak tefsir dersleri vermiştir. Dönüşte
maaşı artırılmış ve 949/1543’te şeyhülislâmlığa tayin edilmiştir. Yaşlılığı sebebiyle
952/1545’te görevden ayrılmıştır.
Tasavvufî bir tarikata doğrudan bağlı olmamakla birlikte takvaya son derece bağlı,
helal-haram ayrımında titiz, cömert ve kul hakkına riayetkâr bir kişilik olarak
anlatılır. Rumeli Hisarı ve Dereseki’de iki mescit yaptırmıştır.
Muhyî, 26 Zilkade 954 / 7 Ocak 1548’de İstanbul’da vefat etmiş, Eyüp Sultan’da
Küçük Emir Efendi’nin yanına defnedilmiştir.
Eserleri
1. Dîvân
Muhyî’nin edebî faaliyetlerinin merkezinde yer alan eserdir. Tüm şiirleri “Muhyî”
mahlasıyla yazılmıştır.
2. Diğer Eserler ve Risaleler
Sadrü’ş-Şerîa Risaleleri: Hanefî fıkhı üzerine yazılmış,
medreselerde okutulan Sadrü’ş-Şerîa metinleriyle ilgili çalışmaları.
Hidâye Risaleleri: Burhanettin Merginânî’nin Hidâye’si üzerine
çeşitli ilmî açıklamalar ve izahlar.
Şerh-i Miftâh Haşiyesi: Belagat alanında klasik bir metin olan
Seyyid Şerif Cürcanî’nin Miftâh şerhine “ilm-i meânî” sahasında yazdığı haşiye.
Tefsir Dersleri: Mekke’de mücavir iken verdiği tefsir derslerinden
oluşan bir Kur’an tefsirine başlamış, fakat tamamlayamadan vefat etmiştir.
Edebî Kişiliği
Muhyî’nin edebî kişiliği büyük ölçüde klasik divan şiiri geleneği içinde
şekillenmiştir. Şiirlerinde sağlam bir dil, yüksek ilmî kültür, özellikle belagat
ve fıkıh terminolojisinin doğal bir akıcılıkla kullanılması dikkat çekicidir.
Şiirlerinde tasavvufî ıstılahların yer alması, onun derin bir manevî okumaya sahip
oluşuyla ilgilidir; ancak doğrudan bir tarikat mensubiyeti yoktur. Müderrislik,
kazaskerlik ve şeyhülislamlık gibi makamların ilmî ağırlığı, onun şiir diline de
ciddiyet ve olgunluk kazandırmıştır.
Dîvân’ı, hem döneminin ilmî çevrelerini hem de fenârî geleneğini yansıtan
önemli bir klasik kaynak niteliğindedir.