XVI. yüzyılın ikinci
yarısında yaşadığı kabul edilen, Âşık edebiyatının erken dönem temsilcilerinden biridir.
Hayatı hakkında kesin ve ayrıntılı bilgiler bulunmamakla birlikte, şiirlerinde yer alan
tarihî göndermeler onun yaşadığı dönemi aydınlatmaktadır.
Şiirlerinde, III. Murat döneminde (1574–1595) yapılan İran seferlerine değinmesi,
Ferhad Paşa’nın İran şehzadesi Haydar Mirza’yı rehine olarak İstanbul’a getirmesini
konu edinmesi, Öksüz Dede’nin XVI. yüzyılın ikinci yarısında yaşadığı sonucunu
doğurmaktadır.
Halk şiiri geleneğinde Öksüz Dede dışında, Öksüz Âşık mahlasıyla
şiirler söyleyen başka bir âşığın daha bulunduğu bilinmektedir. Bu ikinci âşığın
XVII. yüzyılda yaşadığı düşünülmektedir. Mahlas benzerliği nedeniyle, her iki şaire
ait şiirler zaman zaman birbirine karıştırılmıştır.
Biçim bakımından değerlendirildiğinde, Türk halk şiirinde ilk türkü metninin
XVI. yüzyılda Öksüz Dede tarafından verildiği kabul edilmektedir. Bu yönüyle
âşık edebiyatı tarihinde önemli bir yere sahiptir.
Edebî Kişiliği
Öksüz Dede’nin şiirlerinde sade ve akıcı bir dil göze çarpar. Aşk, güzellik ve
tasavvufî çağrışımlar, halk söyleyişine dayalı samimi bir üslupla işlenmiştir.
Benzetmeleri tabiat unsurlarından ve dinî sembollerden beslenir.
Şiirlerinden
Sabahtan uğradım ben bir güzele
Gördüm güzelliğin bildirip gider
Yine kul oldum da durdum selama
Kendin engelinden sakınıp gider
Ben yâr ile süremedim demledi
Sayamadım ak gerdanda tenleri
Devşirmiş dağlarda mor çiğdemleri
Kolların kaldırmış sokunup gider
Sana huri derler, hurisin huri
Yüzünde yanıyor Mevlâ’nın nuru
Mahın çevresinde aşk yıldızları
Gerdanında tenler şakınıp gider
Gözünde ışıldar sevdanın nuru
Aslı melek nesli, kendisi huri
Öksüz derdmendim, gelmedi deyu
Dönmüş ensesini takınıp gider