Hâmî Abdü’l-Gaffâr Baba - Murabba Çevirisi ve Divan Çalışması
Hâmî Abdü’l-Gaffâr Baba “Olmayan Bilmez Beni” Redifli Murabbası
DİVAN ÜZERİNE YAPILAN AKADEMİK ÇALIŞMA
19. yüzyıl Maraş mutasavvıf şairlerinden olan Hâmî Abdü’l-Gaffâr Baba'nın günümüze ulaşan tek ve en önemli eseri Divan'ıdır. Bu değerli eser üzerine L. Alıcı ve T. G. Alıcı tarafından kapsamlı bir hazırlık çalışması yürütülmüş; Y. Alparslan ve S. Yakar editörlüğünde "Divan-ı Hâmî-i Mar’aşî" adıyla Kahramanmaraş'ta (Ukde Yayınları) neşredilmiştir. Şairin mürşidinin emriyle titizlikle bir araya getirdiği bu mürettep Divan içerisinde 335'i Türkçe, 17'si Farsça olmak üzere toplam 352 şiir yer almaktadır. Eser, taşra edebiyatı ile dini-tasavvufi neşvenin kesişimini göstermesi açısından büyük bir akademik öneme sahiptir.
I. DÖRTLÜK
Âşığım; meftûn-ı cânân olmayan bilmez beni,
Hançer-i aşk ile kurban olmayan bilmez beni.
Anlamaz ahvâlimi her hû-meşreb müddeî;
Bâde-nûş-ı bezm-i irfan olmayan bilmez beni.
Günümüz Türkçesi: Ben bir aşığım; sevgiliye gönülden vurulup onunla kendinden geçmeyen beni bilmez, anlayamaz. Aşk hançeriyle o yolda kurban olmayan beni bilemez. Her fani hevesin peşinden koşan, boş iddia sahibi kişiler benim halimi anlayamaz; irfan meclisinde hakikat kadehinden içmeyen beni bilemez.
II. DÖRTLÜK
Artırıp sevdâ ser-i pür-şûra her dem zülf-i yâr,
Ettiren hep aşk-ı dilberdir bana terk-i diyâr.
Ehl-i derdim; sırrımı nâdâna etmem âşikâr,
Hikmet-i aşk içre Lokman olmayan bilmez beni.
Günümüz Türkçesi: Yârin zülfü (saçı), zira zaten aşk ateşiyle dolu olan şu başımdaki sevdayı her an daha da artırır. Bana memleketimi terk ettiren hep o güzelin aşkıdır. Ben dert sahibiyim; aşkımın sırrını cahillere asla açmam. Aşkın derin hikmeti içinde Lokman Hekim gibi derin bir bilge olmayan beni bilemez.
III. DÖRTLÜK
Mâilim bir şûha; cevr eyler ben ettikçe niyâz,
Rahmedip bir dem dil-i bîmâra olmaz çâresâz.
Öyle zâr etmiş beni ol Yûsuf-ı iklîm-i nâz;
Hicr ile Yakub-ı Ken'ân olmayan bilmez beni.
Günümüz Türkçesi: Gönlümü öyle işveli bir güzele kaptırmışım ki, ben ona yalvardıkça o bana eziyet eder. Merhamet edip de şu hasta kalbime bir an olsun derman olmaz. O naz ülkesinin Yusuf'u beni öyle inletti ki; ayrılık acısıyla Kenan diyarındaki Yakup Peygamber gibi yanıp yakılmayan beni bilemez.
IV. DÖRTLÜK
Sâkî-i irfan elinden nûş edip peymâneyi,
Târ-ı zülf-i yâre bend ettim dil-i divâneyi.
Hep alâyıktan geçip ettim vatan meyhâneyi;
Fakr iklîminde sultan olmayan bilmez beni.
Günümüz Türkçesi: İrfan sâkisinin (mürşidin) elinden hakikat kadehini içip şu deli gönlümü yârin saçının teline bağladım. Dünyanın bütün bağlarından, malından mülkünden vazgeçip kendime meyhaneyi (aşk makamını) vatan edindim. Yokluk ve dervişlik (fakr) ülkesinde sultan olmayan beni bilemez.
V. DÖRTLÜK
Halk-ı âlem şekker-i lâ'l-i lebinden kâm-yâb,
Kalmışam bî-behre ben ancak esîr-i tef ü tâb.
Mürg-i cânım, Hâmiyâ, oldu firkatle kebâb;
Hasret ü sûz ile biryân olmayan bilmez beni.
Günümüz Türkçesi: Bütün dünya halkı onun kırmızı dudağının şekerinden payını alıp muradına erdi; bir tek ben bundan nasipsiz kalarak özlem ateşinin esiri oldum. Ey Hâmî! Can kuşum ayrılık acısıyla kebap oldu. Hasretle ve içindeki o büyük yangınla kavrulup büryan olmayan beni bilemez.