Görüp ey şûh mutrib sanma bir bir üstühândır bu / Senin oklar sürüp inletdigin sînekemândır buGünümüz Türkçesi: Ey şen şakrak çalgıcı! Karşındakini sadece kuru kemiklerden ibaret sanma; bu, senin oklar (yay) gezdirerek inlettiğin göğüs kemanıdır.
Gönül fânûsı pür-eşkâle döndü şem’-i rûyunla / Sabâh-ı haşre dek sönmez yanar bir şem’dândır buGünümüz Türkçesi: Senin yüzünün ışığıyla gönül feneri binbir hayal ve şekle büründü. Bu, kıyamet sabahına kadar hiç sönmeden yanacak olan muazzam bir aşk şamdanıdır.
Sakın berk-i niyâz-ı vaslı tahmîl eyleme ey dil / O nev-res nahl-i bâğ-ı işveye bâr-ı girândır buGünümüz Türkçesi: Ey gönül! Kavuşma arzusunun yükünü sakın ona yükleme. Çünkü o naz bahçesinin taze fidanına, bu ağır bir yük olur.
Fürûg-ı neyyir-i ruhsârı tutdu Şemsi Pâşâ’yı / Geçen gün gördüm ol mihr-i sipihr-i hüsn ü ândır buGünümüz Türkçesi: Sevgilinin yanağının ışığı Şemsi Paşa’yı (Üsküdar’ı) tamamen sardı. Geçen gün gördüğüm o güzellik göğünün güneşi işte budur.
Isırdı dîdem ol nûr-ı basardır hâtıra geldi / Beşikde gördügüm merdüm-nişîn-i çeşm ü cândır buGünümüz Türkçesi: Gözüm onu seçti ve hemen hatırladı; o gözümün nurudur. Beşikteyken bile gördüğüm, canımın ve gözümün bebeği olan o eşsiz varlıktır.
Alup hülyâda ol tâze nihâl-ı nâzı âgûşa / Dedim bir köhne nahle vasl olmuş nev-fidândır buGünümüz Türkçesi: Hayalimde o taze naz fidanını kucaklayınca şöyle dedim: "Bu, yaşlı ve kurumuş bir ağaca (âşığa) sarılmış gencecik bir fidandır."
Beli âsân gibi bin ince belden geçmeden güçdür / Aşılmaz mâverâsı pür-hatar bir mûmiyândır buGünümüz Türkçesi: "Evet" (Beli) demek kolay görünür ama binlerce ince belden (zorluktan) geçmek gerekir. Bu yol, ötesine geçilmesi imkânsız, tehlikelerle dolu kıl kadar ince bir yoldur.
Degildir dâg-ı tîr-i gamzesi geçdikçe taş dikdi / Fezâ-yı sînem Ok Meydânı’dır seng-i nişândır buGünümüz Türkçesi: Göğsümdeki yaralar sadece sevgilinin bakış okları değildir; o geçtikçe oraya zafer taşları dikti. Benim göğsümün genişliği Ok Meydanı, bu yaralar ise her biri birer nişan taşıdır.
Tehî dönmez gelen dergâh-ı Mevlânâ’ya ey Hayrî / Matâf-ı kudsiyândır bir mu‘allâ âsitândır buGünümüz Türkçesi: Ey Hayrî! Mevlânâ’nın dergâhına gelen asla eli boş dönmez. Burası meleklerin etrafında döndüğü kutsal bir yer, en yüce eşiktir.
Edebi Not
Şair Hayrî, bu gazelde İstanbul'un mekanlarını (Şemsi Paşa, Ok Meydanı) ve Mevlevilik kültürünü aşkın ızdırabıyla birleştirerek hem şehre hem de inancına zarif bir selam göndermiştir.