Vezin: mef‘ûlü mefâ‘îlün mef‘ûlü mefâ‘îlün
Devletlü yüzüñ şâhum, âyet göresüm geldi
Nâzik elüñi öpüp yüze süresüm geldi
‘İdinde viṣâlüñüñ ‘uşşâḳ elüñ öpdükde
El ḳavşuru sen şâha ḳarşu durasum geldi
Sen şâhı görüp taḫt-ı ḥüsn üzre Süleymânsın
Âhuma esen bâda kütüz durasum geldi
Bezmüñde nedîm idüp cân ile dil-i şûḫı
Sen şâhı leṭâyifle ḫoş güldüresüm geldi
Geh sünbül-i zülfüñveş boynuña ṣalup ḳolum
Ki gül yüzüñi ḳoḳup yüze süresüm geldi
Sen yâr ile a‘dârı gördükde idüp zârî
İtler gibi hep anları öldüresüm geldi
Şem‘ eyledügüm âhum, gam gicesi bezminde
Yüzüñ güneşin görüp söyündüresüm geldi
Tâc idemedüm başa çün ḫâkini pâyuñuñ
Râhuña o ḥasretle yüzüm urasum geldi
Muḥyî ḳuluña şâhum iḥsân-ı viṣâl idüp
Diseñ ki o gamgîni sevindüresüm geldi
MUHYÎ
Günümüz Türkçesi:
Ey sultanım, devletli yüzünü bir âyet gibi görmeyi istedim,
Nâzik elini öpüp yüzüme sürmeyi diledim.
Bayram sabahında âşıkların elini öptüğünde,
Ben de o elin kavuşmasını görünce sana doğru durmak istedim.
Sen güzellik tahtında oturan bir Süleyman’sın,
Âhıma esen rüzgâra bile eğilip yerinde durmak istedim.
Senin meclisinde canımı ve gönlümü nedim edip,
O güzel latifelerinle seni hoşça güldürmek istedim.
Bazen sünbül saçların gibi boynuna kolumu dolayıp,
Gül yüzünü koklayıp yüzüme sürmek istedim.
Seni dost ve düşmanla birlikte görünce yakınıp inledim,
Onları köpekler gibi öldürmek istedim.
Gam gecesindeki mecliste âhımı mum yapmıştım,
Yüzünün güneşini görünce parlayıp neşelenmek istedim.
Başımın üstüne tac edemedim çünkü ayağının toprağına bile ulaşamadım,
Bu hasretle yüzümü o yoluna sürmek istedim.
Ey şâhım, kulun Muhyî’ye bir vuslat ihsan edip,
“Onu sevindirmek istedim” desen, o gamlı gönlü mutlu olurdu.