Vezin: mef‘ûlü fâʿilâtü mefâʿîlü fâʿilün
Oldı semâʿ-ı ḥüsnine ḫurşîd ü mâh iki
Ḥüsnine her birinden olupdur güvâh iki
Ma‘nâda ehl-i ‘aşḳ sücûdı hemân aña
Ḥayrette ḳaşlarıyla ise secdegâh iki
Ḥüsn ili şehleri iki şehlâ güzel gözi
Bir taḫt-ı ḥüsn gerçi velî anda şâh iki
İki hilâl vuṣlat-ı ‘îdinde ḳaşları
Biri hilâl-i ‘îd biri nice mâh iki
Ol şâh-ı ḥüsn ü ân ile sevdi bu gedâ
İtdiyse bir günâh aña özür-ḫâh iki
Doymasa ḫaṭâba baḫt-ı siyâhum ‘aceb mi kim
Ebrûları gibi var aña ḫaṭâbgâh iki
Bir ḳara baḫt ile çıḳışılmazduḳ oldı vâh
Zülf-i siyehleriyle de baḫt-ı siyâh iki
Bir âhum ile yandı cihân ḫalḳı hep oda
Nice ola cihân eger eylersem âh iki
Muḥyî düşüp ḳalursa reh-i ‘aşḳda ne taŋ
Baṣmaḳda ḫûh-ı gam anı geh bir ü gâh iki
MUHYÎ
Günümüz Türkçesi:
Güzelliğinin semasına iki şahit vardır: güneş ve ay,
Her biri senin güzelliğine ayrı ayrı şahitlik eder.
Aşk ehlinin gerçek secdesi anlam bakımından sanadır,
Hayret makamında ise kaşların iki secdegâh olur.
Güzellik ülkesinin iki padişahı vardır: o iki şehlâ göz,
Gerçi tek bir güzellik tahtı vardır ama onda iki sultan oturur.
Kaşların vuslat bayramının iki hilâlidir;
Biri bayram hilali, biri de ay gibi parlayan hilal.
Bu garip âşık seni güzelliğinle sevmiştir,
Bir günah işlerse iki özür dilemesi vardır.
Bahtım hataya doymasa şaşılmaz;
Çünkü senin kaşların gibi onun da iki hatâ yeri vardır.
Kara bahtımdan kurtulamaz oldum, vah bana,
Zira siyah zülfünle birlikte bahtım da iki kat karardı.
Bir âhımla dünyanın halkı ateşe verilmiş gibi yanar,
İki âh etsem dünya nasıl dayanır?
Muhyî aşk yolunda düşüp kalırsa şaşma,
Zira gam dağı onu bir vakit bir, bir vakit iki bastırır.