Vezin: fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün
Ḫaste-i çeşmi ṭabîbe ḫâṣṣıḳ u mâhir daḫı
Zülfinüñ câdûsı mesḥûrı ḳamu şâ‘ir daḫı
Dür dişi âşüftesi la‘l-i lebi şeydâsıdur
‘Âlem-i ‘aşḳ içre ehl-i bâtın u ẓâhir daḫı
Târ-ı zülfi gibi bârîk ü ḫam oldum raḥmi yoḳ
Raḥm ider ḥâlüm görüp kâfirçe her kâfir daḫı
Seng-i cevr ile sıyup dil şîşesin pâ-mâl idüp
Ḫışm idüp her pâresin gördükçe durmaz ṣır daḫı
Zecr-i cevrinden raḳîb eyler şikâyet ben şükür
Âh kim birdür ḳaṭında şâkî vü şâkir daḫı
Gerçi ol ‘âybîb velî ḫâṭır ḫayâli dâ’imâ
Birdür ehl-i dil ḳaṭında ‘âyb u ḫâṭır daḫı
Eyledi ‘aşk-ı nihânüm eşk-i ḫûnînum ‘ayân
Ol dili ḳanlu cihânda ṣaḳlanmaz bir ṣır daḫı
Âhumuñ bâdıyla eşküm cûşını deryâ görüp
Mewciyle yaş döker çeşmi içi acır daḫı
Bî-vefâlar gezmede Muḥyî dili oldı levend
Anlara gidelden aña gelmedi ol bir daḫı
MUHYÎ
Günümüz Türkçesi:
Sevgilinin hasta bakıcı gibi olan gözleri hem ustadır,
Zülfinin büyüsü karşısında bütün şairler bile büyülenmiştir.
İnci dişlerinin mestidir, lâl dudaklarının sevdalısıdır,
Aşk âleminde hem bâtın ehli hem zâhir ehli odur.
Zülfinin bir teli gibi ince ve eğri kaldım, rahmi yoktur,
Hâlime bakınca kâfir bile kâfirce merhamet eder.
Zulüm taşlarıyla gönül şişesini kırıp ayağa düşürdü,
Her bir parçasını gördükçe hışmım kopar, durmam artık.
Zalimin zorlaması yüzünden rakip şikâyet eder; ben şükrederim,
Ne acı ki onun katında hem şikâyetçi hem şükredici birdir.
Her ne kadar ayıplı görünse de, onun hatırası daima gönlümdedir,
Âşıkların katında hem kusur hem hatır birdir.
Gizli aşkım ve kanlı gözyaşım ortaya çıktı,
O kanlı gönülde artık hiçbir sır saklı durmaz.
Âhımın rüzgârıyla gözyaşım kabarıp dalgalanınca deniz sanılır,
Çeşmem de (gözüm) dalgalarıyla yaş döker, içi acır.
Muhyî’nin gönlü bî-vefâların ardından koşup levend oldu;
Onlara gittiğinden beri ona geri dönen bir tek kişi olmadı.