Vezin: mefâîlün mefâîlün feûlün
Delü göñlüm yine âvâre düşdi
Ḳodı her kârı bir bî-kâre düşdi
Şarâb-ı la‘l-i nâbı ḥasretinden
Hezârân pârsâ mey-ḫâre düşdi
Kemâl-i ‘ibret içün aḳ yüzinde
Göz ala ḳaş u kirpük ḳara düşdi
Düşem diyü o gül-rû lâle ḫaddi
Gül ile lâleler bâzâra düşdi
Gerekmez ‘âşıḳa misk ile ‘anber
Çü bûy-ı ‘aşḳ zülf-i yâre düşdi
Dil oynar zülfinüñ her târı ile
Ilandı oldı beñzer mâra düşdi
Cemâli mülkin aldı ḫaṭtı ḫayfâ
Ol îmân kişveri küffâra düşdi
Vefâsuz ḥüblar rûyin görelden
Fiġân u nâlemüz esfâra düşdi
Dil-i Muḥyî’de tîġ-i ‘aşḳı her bâr
Deñer anuñçün ol ṣad pâre düşdi
MUHYÎ
Günümüz Türkçesi:
Deli gönlüm yine avare olup yollara düştü,
Her işi bırakıp hepsini bir işe yaramazın eline bıraktı.
O saf lâl şarabının hasreti yüzünden,
Binlerce derviş bile sonunda içki içen oldu.
İbret tam olsun diye, o ak yüzde,
Gözü çeksin diye kaşla kirpik kara oldu.
O gül yüzlü, lâle yanaklı sevgiliye değebilmek için,
Gül de lâle de pazara düşmüş mal gibi yarışa girdi.
Âşığa artık misk de anber de gerekmez,
Çünkü aşk kokusu sevgilinin zülfüne sinmiş bulunur.
Gönül, zülfünün her bir teliyle birlikte kıpırdar,
Sanki yılanların içine düşmüş bir yılan oynatıcısıdır.
Güzelliğinin ülkesi, yanağındaki hattı ele geçirdi,
O iman ülkesi (gönül), kâfir güzellere teslim oldu.
Vefasız sevgililerin yüzünü gördüğümüzden beri,
Feryat ve inlemelerimiz kitaplara geçecek kadar çoğaldı.
Muhyî’nin gönlüne aşkının kılıcı her sefer vurdukça,
Bu yüzden onun kalbi yüz parça hâline düşmüştür.