Ne beyân-ı hâle cür'et, ne figâna tâkatım var.
Ne recâ-yı vasla gayret, ne firâka kudretim var.
Yanayım mı hasretinden geçeyim mi ülfetinden
Hele derd ü firkâtinden sana bin şikâyetim var
Nice etmem âh ü efgân beni yâre geçti yârân
Nigeh etmez oldu cânân buna pek kasâvetim var
Düşüp ol cefâ-şiâre gönül oldu pâre pâre
Çekerim gamın ne çâre geçemem mahabbetim var
O fısıltıyı işittim düşüp ardı sıra gittim
Yanılıp bir işdir ettim şu kadar kabâhatim var
Geziyordun eşbeh eşbeh dedi kim ki gördü peh peh
Beri gel ki sana ey meh dahi çok hikâyetim var
Lebin olmuş ayn-ı şerbet gönül istek etti gâyet
Beni nâre yakdın elbet öperim harâretim var
O meh işte bana nisbet ediyor seninle ülfet
Bana Vâsıf açma sohbet sana pek adâvetim var
Enderunlu Vasıf
Ne beyân-ı hâle cür’et, ne figâna tâkatım var.
beyân-ı hâl: hâlini, derdini anlatmak
cür’et: cesaret
figân: feryat, inleme
tâkat: güç, dayanma
➡️ Ne hâlimi anlatmaya cesaretim var, ne de feryat etmeye gücüm var.
Ne recâ-yı vasla gayret, ne firâka kudretim var.
recâ-yı vasl: kavuşma ümidi
gayret: çaba, arzu
firâk: ayrılık
kudret: dayanma gücü
➡️ Ne kavuşma umuduna gayretim kaldı, ne de ayrılığa dayanacak gücüm var.
Yanayım mı hasretinden geçeyim mi ülfetinden
hasret: özlem
ülfet: yakınlık, dostluk
➡️ Onun özleminden yanayım mı, yoksa dostluğundan vaz mı geçeyim, bilemem.
Hele derd ü firkâtinden sana bin şikâyetim var
derd ü firkat: dert ve ayrılık
şikâyet: sitem, yakınma
➡️ Derdinden, ayrılığından sana bin türlü sitemim, şikâyetim var.
Nice etmem âh ü efgân beni yâre geçti yârân
âh ü efgân: inleme, feryat etme
yârân: dostlar
yâre geçmek: yaralanmak, etkilenmek
➡️ Nasıl âh edip feryat etmeyeyim; dostlar (yârân) bile bana yara oldu, beni incitti.
Nigeh etmez oldu cânân buna pek kasâvetim var
nigeh etmek: bakmak, ilgi göstermek
cânân: sevgili
kasâvet: sıkıntı, keder
➡️ Sevgili artık bana bakmaz oldu; buna çok büyük kederim var.
Düşüp ol cefâ-şiâre gönül oldu pâre pâre
cefâ-şiâr: eziyet etmeyi huy edinmiş
pâre pâre: parça parça
➡️ O cefakâr (eziyet eden) sevgiliye gönlüm düşüp paramparça oldu.
Çekerim gamın ne çâre geçemem mahabbetim var
gam: keder
çâre: çare, kurtuluş
mahabbet: sevgi, aşk
➡️ Ne yapayım, derdini çekmekten başka çarem yok; çünkü hâlâ sevgim var.
O fısıltıyı işittim düşüp ardı sıra gittim
fısıltı: gizli ses, söylenti
ardı sıra gitmek: peşinden gitmek
➡️ O fısıltıyı duydum, peşinden düştüm, ardından gittim.
Yanılıp bir işdir ettim şu kadar kabâhatim var
yanılıp: aldanıp
kabâhat: hata, kusur
➡️ Aldanıp bir şey yaptım; işte tek suçum, bu kadarcık kabahatimdir.
Geziyordun eşbeh eşbeh dedi kim ki gördü peh peh
eşbeh: hayal gibi, gölge gibi
peh peh: hayret, beğeni nidası
➡️ Sen geziyordun, seni gören herkes “vay be, ne güzellik!” diyordu.
Beri gel ki sana ey meh dahi çok hikâyetim var
beri gel: yaklaş, yanıma gel
meh: ay yüzlü sevgili
hikâyet: söz, dert, anlatacak şey
➡️ Gel yanıma ey ay yüzlü sevgili, sana anlatacak çok derdim var.
Lebin olmuş ayn-ı şerbet gönül istek etti gâyet
leb: dudak
ayn-ı şerbet: şerbetin kendisi kadar tatlı
gâyet: pek çok, son derece
➡️ Dudakların şerbet gibi olmuş, gönlüm çokça arzu etti.
Beni nâre yakdın elbet öperim harâretim var
nâr: ateş
harâret: sıcaklık, tutku
➡️ Beni ateşine yaktın elbet; öperim, çünkü hâlâ içimde o sıcaklık var.
O meh işte bana nisbet ediyor seninle ülfet
nisbet etmek: ilişkilendirmek, adını anmak
ülfet: yakınlık, dostluk
➡️ O ay yüzlü sevgili beni seninle yakınlık kurmakla anıyor, söylüyor.
Bana Vâsıf açma sohbet sana pek adâvetim var
sohbet açmak: konuşmak, laf etmek
adâvet: düşmanlık
➡️ Ey Vâsıf, o sevgiliyle ilgili bana laf açma; ona karşı çok büyük düşmanlığım var.