Hikâyenin başında, mahalle ve mahalle yaşantısının kısa bir görünümü verilmektedir. Mahalle, denize yakın bir yerdedir. Mahallenin bakkalı, kokusu, türlü türlü renkleriyle çocukları kendine çekmektedir. Eski, tahta evlerin oluşturduğu dar sokaklarda çocuklar gündüzleri birdirbir, geceleri saklambaç oynamaktadır. Bakkalın yanı başında da Hacı Emin’in kahvesi bulunmaktadır. Saim de kahvenin karşısındaki pembe evin kızı Melahat'a âşık olmuştur. Saim, kızı seyretmekten başka bir şeyle ilgilenemez olduğu için sürekli oyunlarda yenilmektedir. Her yenildiğinde karşısındaki gazoz aldığı için en sonunda adı “Gazoz Ağacı”na çıkmıştır.
Saim bir gün yolda kızla karşılaşır ve ona duygularını açar. Bu olaydan sonra Saim değişir; hovarda hayatını bırakıp un fabrikasında çalışmaya başlar. Tek istediği Melahat ile kaçıp düzenli bir hayat kurmaktır. Nihayet bu düşüncesini gerçekleştirir ve kızı da yanına alarak şehrin başka bir ucunda bir apartman katına taşınırlar. Ancak hayatın gerçekleri, kurdukları hayallerden farklıdır.
Melahat evde hapsolmuş gibi hissederken, Saim'in ona olan ilgisi ve aşkı zamanla zayıflar. Bir gün Melahat, alt kattaki terzinin çırağıyla tanışır. Çocuk ona hayran olur, Melahat ise Saim'in ona vermediği ilgiyi ve elbiseleri bu gençte bulabileceğini hayal eder. Diğer yandan Saim, mahalle hayatını özleyerek eski kahvesine dönmeye başlar. Eve gelmediği geceler artar.
Bir akşam Saim eve geldiğinde Melahat'ın eşyalarını alıp gittiğini görür; ancak bu onda büyük bir yıkım yaratmaz, sadece bir boşluk hisseder. Aradan geçen zamandan sonra Saim, arkadaşlarıyla Beyoğlu'ndayken Melahat'ı şık bir kıyafetle, yanında başka bir adamla görür. Saim durumu büyük bir umursamazlıkla karşılar. Melahat ise onu fark etmemiştir bile.