1. Meded meded bu cihanın yıkıldı bir yanı / Ecel celâlîleri aldı Mustafa Hânı (Medet, medet! Bu dünyanın bir tarafı yıkıldı; çünkü ecel eşkıyaları Mustafa Han’ı yakaladılar ve boğdular.)
2. Tohındı mihr-i cemâli bozuldı erkânı / Vebale koydılar âl ile Al-i Osmânı (Onun güneş gibi parlak olan yüzü battı ve maîyeti bozuldu. Osmanoğullarını hile ile günaha soktular.)
3. Geçerler idi geçende o merd-i meydânı / Felek o canibe döndürdi şâh-ı devrânı (Padişahın yanında o yiğidin sözü geçtikçe onu çekiştirirlerdi. Nihayet felek, devrin padişahını onların istediği tarafa döndürdü.)
4. Yalancının kurı bühtanı bugz-ı pinhânı / Akıtdı yaşumızı yakdı nâr-ı hicrânı (Yalancının kuru iftirası ve gizli düşmanlığı gözümüzün yaşını akıttı, gönlümüzde ayrılık ateşi yaktı.)
5. Cinayet etmedi cânî gibi anun cânı / Boguldı seyl-i belâya tagıldı erkânı (Zavallı şehzade caniler gibi bir cinayet işlememişken, belâ seline düşüp boğuldu; yanındakiler darmadağın oldu.)
6. N’olaydı görmeye idi bu macerayı gözüm / Yazuklar ana reva görmedi bu rayı gözüm (Keşke şu olayı gözüm görmemiş olsaydı. Doğrusu ya, şehzade hakkındaki bu hükmü ve cezayı adalete uygun görmedim.)
II. Bend
1. Tonandı ağlar ile nurdan menâra dönüp / Güşâde hatır idi şevk ile nehâra dönüp (Şehzade beyazlar giymiş, nurdan bir minareye dönmüştü; babasını göreceği mutlulukla yüzü gündüz gibi parlıyordu.)
2. Göründi halka dıraht-ı şükûfezâra dönüp / Otag u haymeleri karlu kûhsâra dönüp (Şehzade halka çiçek açmış bir ağaç gibi göründü; beyaz otağ ve çadırları karlı dağlara benziyordu.)
3. Tururdı şâh-ı cihan hiddet ile nâra dönüp / Yürürdi kulları yanında lâle-zara dönüp (Cihan padişahı hiddetten ateşe dönmüştü; yanındaki renkli kıyafetli askerleri ise lale tarlasını andırıyordu.)
5. Tolmadı gelmedi çünkim o mâh-pâre dönüp / Görenler ağladılar ebr-i nev-bahâra dönüp (O ay parçası şehzade battı, otağdan geri dönmedi; cenazesini görenler bahar bulutu gibi yaş döktüler.)
6. Bir ejdehâ-yı dü-serdür bu hayme-i dünyâ / Dehânına düşen olur hemîşe nâ-peydâ (Bu dünya çadırı, içine düşenin daima yok olduğu iki başlı bir ejderhadır.)
Taşlıcalı YAHYA
Şehzade Mustafa Mersiyesi’nin Hikâyesi
Taşlıcalı Yahya Bey’in yazdığı Şehzade Mustafa Mersiyesi, Osmanlı tarihinin en acı olaylarından biri üzerine kaleme alınmıştır. Şehzade Mustafa, Kanuni Sultan Süleyman’ın en büyük oğlu ve tahta en güçlü adaylardan biriydi. Ancak saray içindeki entrikalar ve hakkında çıkarılan isyan söylentileri nedeniyle 1553 yılında Konya Ereğlisi’nde babasının otağında boğdurularak öldürülmüştür.
Bu olay, ordu ve halk arasında büyük bir üzüntü ve tepki yaratmıştır. Şehzade Mustafa’nın haksız yere öldürüldüğüne inanılmış, özellikle yeniçeriler derin bir yas tutmuştur. Taşlıcalı Yahya Bey de bu olaydan çok etkilenmiş ve bu mersiyeyi yazmıştır. Ancak bu eser sıradan bir ağıt değildir; şair, şiirinde sadece acısını dile getirmekle kalmamış, aynı zamanda dolaylı bir şekilde padişahı ve saray çevresini eleştirmiştir.
Mersiye, yazıldığı dönemde büyük yankı uyandırmış ve halk arasında hızla yayılmıştır. Ancak bu cesur tavrı nedeniyle Taşlıcalı Yahya Bey saraydan uzaklaştırılmış ve gözden düşmüştür. Sonuç olarak bu eser; yalnızca bir ağıt değil; adalet, vicdan ve cesaretin sembolü olan en önemli edebi abidelerimizden biridir.