Türk edebiyatındaki ilk dönem tarihleri, gerçek olaylardan ziyade
rivayetlere, efsanelere ve menkıbelere dayalıdır. Bu dönemin tarihçileri,
eserlerini bu anlayışla kaleme almışlardır.
Arap ve Fars kaynaklarından faydalanılarak yapılan tercümelerin yanı sıra,
anonim Tevârîh-i Âl-i Osmanlar, Aşıkpaşazâde, Neşrî, Enverî ve Oruç Bey gibi
müelliflerin eserleri de bu geleneğin örneklerindendir.
Bu eserlerde Osmanlı Devleti’nin kuruluşu, ilk sultanların hayatı,
akınlar ve kazanılan zaferler çoğu zaman destansı bir üslûpla anlatılır.
Aşıkpaşazâde, Sultan Murad Hüdâvendigâr’ın II. Kosova Meydan Savaşı’nı
manzum–mensur karışık bir anlatımla tasvir eder:
Çözüldi sancak çalındı köşler
Bu begler birbirin gör nice gözler
Yörüdiler gazâya niyyet idüp
Buluşmada vü oldı şimdi sözler
Gaziler kıldı at üzre namazı
O han itdi Hak’la çok niyazı
Didi Hak’ka dîn-i İslâm senündür
İtâat hazrete togrı benündür
Ve ger ben bahr-i isyân-ıla garkam
İnâyet lutfı hem ihsân senündür
Niyâz itdi vü küffâra buluşdı
İki asker biri birle turuşdı
Bu anlatımda savaş sahnesi, dinî duyarlılık ve gaza anlayışı iç içe verilmiştir.
Aşıkpaşazâde’nin dili sade, akıcı ve samimidir. Eserinde kısa cümlelere,
diyaloglara ve destansı ifadelere sıkça yer vermesi anlatımı canlı kılar.