
İbrâhim (r.a.), Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) câriyesi Mâriye’den dünyaya geldi. Doğumu Müslümanlara sevinç, hanesine ise imtihanların ardından rahmet oldu. Efendimiz “Bu gece bir oğlum oldu; ona atam İbrâhim’in adını verdim.” buyurdu.
Doğumu ensârdan Ümmü Râfi‘ ebeliğinde oldu; haberi kocası Ebû Râfi‘ Efendimize müjdeledi. 7. günde akîka kurbanı kesildi; saçları Ebû Hind tarafından kesilip tartısı kadar gümüş sadaka verildi. Süt emzirmesi için birçok aday arasından Ümmü Bürde tercih edildi; ona bir hurmalık ve bazı koyun/develerin sütleri tahsis edildi.
Efendimiz (s.a.v.) İbrâhim’e büyük alâka gösterdi; ancak hanımları arasında kıskançlıklar da oldu. İbrâhim 17–18 aylıkken hastalandı. Resûlullah, Abdurrahman b. Avf ile sütannenin evine gidip onu kucağına aldı; ardından İbrâhim vefat etti.
Aynı gün gerçekleşen güneş tutulmasını bazıları İbrâhim’in vefatıyla ilişkilendirince, Efendimiz (s.a.v.) “Güneş ve ay bir kimsenin ölümü için tutulmaz.” buyurarak hurafeyi reddetti; tevhidî bakışı öğretti.
Cenazeyi yıkayanın Fazl b. Abbâs olduğu; Üsâme b. Zeyd’in kabre indirmede bulunduğu rivayet edilir (bazı rivayetlerde Ümmü Bürde’nin yıkadığı da geçer). Ulemânın ekserine göre cenaze namazını bizzat Resûlullah (s.a.v.) kıldırdı. Cennetü’l-Bakî‘ye defnedilirken Efendimiz kabrin kenarına oturdu; su serpti ve başucuna bir taş dikti.