Hz. İbrâhim ve Hz. İsmâil tarafından yapılmış olan Kâbe, geçen uzun asırlar içinde yağmur ve sel suları ile harap olmuş, tâmir edilmesi gerekmişti. Kureyşliler, Kâbe binasını yıkarak yeniden yapmaya karar verdiler. Yardımlar toplandı, gerekli malzeme temin edildi.
Duvarlar yeniden örmeğe başlandı; ancak “Hacer-i Esved”i yerine koyma sırası gelince büyük bir anlaşmazlık çıktı. Kureyş’in bütün kolları bu şerefin kendilerine ait olmasını istiyordu. Kan dökülmek üzereyken, Kureyş’in en ihtiyarı Ebû Ümeyye (veya Huzeyfe b. Muğîre) bir teklifte bulundu:
Bu teklif kabul edildi. Az sonra kapıdan Hz. Muhammed (s.a.s) girince herkes büyük bir sevinçle: “el-Emîn, el-Emîn! O’nun hakemliğine râzıyız…” diye bağrıştılar.
Hz. Muhammed (s.a.s.), üzerine Hacer-i Esved’i koyduğu bir yaygının uçlarını Kureyş’in ulularına tutturdu. Hep beraber taşı alıp konulacağı yere kadar taşıdılar. Ardından Hz. Peygamber (s.a.s.) taşı kendi elleriyle yerine yerleştirdi.
Kâbe’nin tâmirinde Hz. Peygamber (s.a.s.) de bizzât çalışmış, taş taşımıştır. Hatta bu ağır çalışma sırasında omuzları yara olmuştur. Bir defasında amcası Abbâs’ın tavsiyesiyle elbisesini omuzuna topladığında vücûdu açılıverince baygın halde yere düşmüştür. Rasûlullah (s.a.s.) o andan sonra edep ve hayâsından dolayı hiç üryân görülmemiştir.