Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gâmın da rûzgârın görmüşüz
Çok da mağrûr olma kim meyhâne-i ikbâlde
Biz hezârân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz
Top-ı âh-ı inkisâra pây-dâr olmaz yine
Kişver-i câhın nice sengîn hisârın görmüşüz
Bir hurûşiyle eder bin hâne-i ikbâli pest
Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz
Bir hadeng-i cân-güdâz-ı âhdır sermâyesi
Biz bu meydânın nice çâbük-süvârın görmüşüz
Bir gün eyler dest-beste pây-gâhı cây-gâh
Bî-aded mağrûrun sadr-ı i’tibârın görmüşüz
Kâse-i deryûzeye tebdîl olur câm-ı murâd
Biz bu bezmin Nâbîyâ çok bâde-hârın görmüşüz
Urfalı Şair NÂBİ
Günümüz Türkçesiyle Açıklaması:
* Zaman bağının baharını da gördük güzünü de; üzerimizden neşe rüzgârları da geçmiştir gam fırtınaları da.
* Mevki sahibi olunca zafer sarhoşu oluverme; zira böylesine sarhoş olup sabah olunca da baş ağrısı çeken binlercesini görmüşlüğümüz var.
* Gönlü kırık olanın atıverdiği ah topunun, nice büyük sultanların taş kalelerini yıktığını biliriz.
* Derd ehli olanların gözyaşı selleri önünde nice gösterişli malikânelerin yerle bir olduğunu biliriz.
* O gariplerin tek sermayesi can yakıcı bir ah okudur ama onu fırlattıkları zaman nice hızlı süvarilerin vurulup yere serildiklerini gördük.
* Makamında itibar üzere oturan nicelerini gördük ki; gün geldi onlar el pençe vaziyette kapı eşiğini mekan tuttular.
* Ey Nâbi! O gururla içtiğin kadeh gün gelir dilenci çanağına döner; biz bu mecliste benzerlerini çok gördük.