Ah yaban gülü,
Ah Karahazer çiçeği,
Ah gurbetin şıvan yıldızı...
Bir dağda bıraktığım, bir dağda bulacağım Leyla menekşesi,
Gün yüzü görmemiş memleket gülüm...
Olursa bir yağlı kurşundan olur ölümüm.
Bir seherde açsınlar bağrımı, en deli rüzgârlar essin.
"Ne yiğitti" desinler, "ne filinta..."
Dönüp baktıkları zaman bir Oltu tesbihi,
Bir gümüş tabaka,
Bitlis tütününden yarım kalmış bir sarma cigara,
Şeyh İzzettin'in dünyanın bütün çocuklarına yazdığı muska
Ve sevda adına kurutulmuş bir karanfil bulsunlar mintanımın altında.
Yağmurlu bir akşamda duldada,
Dedemden öğrendiğim ilk dua gibi;
Harran üstünde her gece parlayan Süreyya gibi;
Emek gibi, toprak gibi, kan gibi, hoyrat gibi;
Adilcevaz fırtınası, yedi dağın eşkiyası gibi;
Yasak gibi, bayrak gibi, baskın gibi...
Erişilmez bir şeydi seni sevmek.
Ah Leyla menekşesi, ah yaban gülü, ah Karahazer çiçeği...
Ah yaktığım o içli türkü!
Hani o zalim diyen, hani o hayın?
Hani o kaç para eden perakendesi şu üç kuruşluk perişan dar-ı dünyanın?
Hepimiz geldik zulümlere...
Şeyh İzzettin'i toprağa verdiğimiz o gece sakalları ağardı dünyanın.
Yedi yıldız koptu gökte, yedi yumruk yedim yüzüme.
Sevdim seni, bir seni sevdim ve yakalandım...
Ah Leyla menevşesi, ah yaban gülü, ah Karahazer çiçeği...
Sattılar beni pazarda.
Göğsüme şifasız ecza sürdüler ve yürüdüler gençliğimin üzerinde.
Kahpe bir akşamdı yürüdüler;
Türkülerime yürüdüler, canıma yürüdüler, darmadağın...
Yağmur da yağıyordu, kuşlar da vardı.
Uzandım yıldızlara, tutamadım; saçlarım ağardı şehir zindanlarında.
Alem uykudaydı, Adilcevaz uykudaydı.
Sevdam, menekşem, memleket gülüm uykudaydı.
Kuyudaydım, saçlarım ıslanmıştı,
Çıplaktı üzerim, mintanım kana bulanmıştı.
Ah Karahazer çiçeğim, sen uzaktaydın, yıldızlar uzaktaydı.
Zöhre uzaktaydı, Tarık uzaktaydı,
Adilcevaz uzaktaydı, Şeyh İzzettin uzaktaydı...
Memleket uzaktaydı.
Ah gurbetin şıvan yıldızı,
Sen böyle gideceksen, memleket böyle ağlayacaksa,
Ben kâbuslarına tabir düzeceksem şehir eşkiyalarının,
Kıyamet diyeceksem ve seni bekleyeceksem;
Bütün kuyulara, bütün suna boyunlu dağlara adını bağıracaksam;
Yırtılan umutlarım, akan kanım, ağaran saçlarım
Ve memleketim için "dön" diyeceksem;
Dön yaban gülü, dön Karahazer çiçeği!
Memleket gülüm, dön gurbetin şıvan yıldızı Leyla menevşesi!
Yağmurlu bir akşamda duldada,
Dedemden öğrendiğim ilk dua gibi;
Harran üstünde her gece parlayan Süreyya gibi;
Emek gibi, toprak gibi, kan gibi, hoyrat gibi;
Adilcevaz fırtınası, yedi dağın eşkiyası gibi;
Yasak gibi, bayrak gibi, baskın gibi...
Erişilmez bir şeydi seni sevmek.
İbrahim SADRİ