Süleyman kara bıyıklı bir işçidir
Ve bu kara bıyıklı Süleyman'ın hikâyesidir.
İş bulduğu günlerde evine dik dönmekte
Ve götürdüğü ekmeği yemektedir
Karısı Neriman ve oğlu Cevahir'le birlikte...
Ne kadar zalim esse de rüzgâr, ne kadar belini bükse de ekmek parası
Aslan gibi bir adamdır işçi Süleyman.
Onun Cevahir’i vardır, Cevahir altı yaşındadır.
Çünkü gözleri çakmak çakmaktır,
Çünkü Süleyman’a bir başka bakmaktadır.
Bir pazar sabahı tutar babası Süleyman Cevahir'in elinden,
Ve yanında kader yoldaşı karısı Neriman...
Çıkarlar gezmeye İstanbul’u inadına.
Bir yol düşünür Süleyman:
"Ulan bu bahtı kapalı kentte yürümek de parayla değildir elbette!"
Üstelik Neriman’a hanidir istediği o naylon terlikle
Canından özge Cevahirine bir gazozla bir simidi alabilecek kadar
Para da vardır cepte...
Yürürler İstanbul şehrinin kalbine.
Önce Neriman'ın naylon terliği alınır bir seyyardan,
Sonra da beğenirler simidin en hasını umutları Cevahir’e.
Anlatır işçi baba Süleyman, iş ararken adım adım arşınladığı sokakları:
"Bak Cevahir işte şu Yeni Cami; hem cami hem güvercinlerine bakması bedavadır.
Bak Cevahir şu dumanı tütenler vapur, şu çığlık çığlığa ağıt yakanlar martılardır;
Hem vapurun dumanı hem vapurun düdüğü de bedavadır.
Bak Cevahir şu uzakta görünen de köprüdür; geçmesi değilse de bakması bedavadır."
O pazar günü; kara bıyıklı işçi Süleyman,
Karısı can yoldaşı Neriman ve gözleri çakmak çakmak olan oğulları Cevahir
Gezerler İstanbul şehrini böyle bedavadan.
Ve birden mumun alevi söner, İstanbul’un yalanı biter.
Nasıl olur bilinmez, takılır Cevahir’in gözü bir oyuncakçı vitrininde
Pırıl pırıl yanan kırmızı oyuncak arabaya...
Döner kara bıyıklı dağ gibi babası Süleyman’a:
"Bana şu kırmızı arabayı alsana baba! Alsana be Süleyman!"
Canına, can parçana bir oyuncak araba almayacaksan eğer yuh olsun sana!
Nasıl olsa babası onu çok sevmektedir,
Küçük Cevahir bunu bal gibi bilmektedir.
Bir vitrindeki kırmızı arabaya bakar Süleyman, bir karısı Neriman’a...
Sonra takılır gözleri Cevahir'in gözlerindeki umuda inadına.
Ulan alt tarafı bir oyuncak araba!
Dünya yansa yorganın yok içinde Süleyman, alem çökse üstüne hayıfın çok Süleyman.
Bakarsın cepteki son gazoz parasına, Cevahir’in o kocaman umuduna...
Yakışır şu kırmızı araba!
Bırakır karısı Neriman’la Cevahir’i dışarıda, girer iflah etmez bir umutla dükkâna.
Sorar dağ gibi Süleyman:
"Usta, şu vitrindeki nazlı gelin, şu zalimin ışıltısı, şu bahtımın kara yıldızı,
Şu İstanbul ağrısı, şu Cevahir’in çakmak çakmak gözleri...
Şu kırmızı araba kaç para?"
Bir Süleyman’a bakar adam, bir arabaya...
"Çok para" der hemşehrim, "yani çok para!"
Süleyman cebinde bir gazoz parası, yıkılmış bir dağ artığı...
Bir tufan sonrası perişanlığıyla döner kapıya.
Oğlu Cevahir kırmızı arabayla çıkacak babasını beklemektedir.
Nasıl olsa babası oradan o kırmızı arabayla çıkacaktır.
Nasıl olsa kara bıyıklı dağ gibi işçi Süleyman babasıdır.
Yani Cevahir’in gözünde o; dünyanın en güçlü, en zengin, en büyük adamıdır Süleyman!
Ama Süleyman eli boş çıkar dükkândan.
Sorar Cevahir: "Hani baba? Hani kırmızı araba?"
Sorar hesabı bulutlar dağa...
Nasıl desin Süleyman, nasıl desin adam yüreği;
"Ben onu sana alamadım, benim ona param yetmedi" diye...
Başlar ağlamaya Cevahir, başlar bulutlar ağlamaya...
Yanar yerin yedi arzı ve güvercinlerin kalbi başlar kanamaya.
Ulan İstanbul yanar içine Süleyman’ın!
Sorar Cevahir: "Hani baba? Hani kırmızı araba?"
Martıları gösterir Süleyman: "Bak ne güzel uçuyor Cevahir martılar havada!
Boş ver kırmızı arabayı, baksana martılara!"
Bakmaz martılara Cevahir, bakar yangın gibi arabaya.
Ama "bak" der Süleyman, "ne güzel uçuyor martılar havada!"
Cevahir bir çocuktur, küçük yüreğinde yer çoktur; takılır gözü martılara.
Gözünden sel olup akan kan rengi yaşlarını siler;
"Evet" der, "ne güzel uçuyor martılar havada..."
Ve unutur gider Cevahir kırmızı arabayı. Dalar gözleri martılara...
Cevahir unutur unutmasına ya;
Kara bıyıklı dağ gibi işçi baba Süleyman ömrü boyunca unutmaz o kırmızı arabayı.
Her gece döşeğine yattığında, uyumak için gözlerini kapadığında
Demir lokma gibi bir kırmızı araba takılır durur kursağına... Bütün ömrü boyunca.
İşte bu kara bıyıklı Süleyman’ın hikâyesidir
Ve herkesin bir yerine bir gün bir Süleyman acısı değmiştir.
İbrahim SADRİ