22 Eylül 1945
Bulutlar geçiyor: haberlerle yüklü, ağır.
Buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda.
Yürek kirpiklerin ucunda uzayıp giden toprak uğurlanır.
Benim bağırasım gelir: "Pîrâye, Pîrâye!.." diye...
23 Eylül 1945
Kitap okurum: içinde sen varsın,
Şarkı dinlerim: içinde sen.
Oturdum ekmeğimi yerim: karşımda sen oturursun,
Çalışırım: karşımda sen.
Sen ki, her yerde "hâzır u nâzır"ımsın,
Konuşamayız seninle, duyamayız sesini birbirimizin:
Sen benim sekiz yıldır dul karımsın...
24 Eylül 1945
O şimdi ne yapıyor, şu anda, şimdi, şimdi?
Evde mi, sokakta mı, çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
Kolunu kaldırmış olabilir, -hey gülüm-
Beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi...
O şimdi ne yapıyor, şu anda, şimdi, şimdi?
Belki dizinde bir kedi yavrusu var, okşuyor.
Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
-Her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren sevgili, canımın içi ayaklar!-
Ve ne düşünüyor, beni mi?
Yoksa ne bileyim, fasulyenin neden bir türlü pişmediğini mi?
Yahut insanların çoğunun neden böyle bedbaht olduğunu mu?
O şimdi ne düşünüyor, şu anda, şimdi, şimdi?..
30 Eylül 1945
En güzel deniz: henüz gidilmemiş olandır.
En güzel çocuk: henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz: henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
Henüz söylememiş olduğum sözdür...
1 Ekim 1945
Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum...
6 Ekim 1945
Dağın üstünde:
Akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde.
Bugün de:
Sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de.
Birazdan açar kırmızı kırmızı:
Gecesefaları birazdan açar kırmızı kırmızı.
Taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar
Vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı...
Nâzım HİKMET