Ah ulan ah Sabri Abi!
Yüreği elinde çocuk,
Diz boyu karda açan ah çiçeği...
Aşkın kendisi yani, hürriyetin geleceği...
Sert sakallarında vurgun izi...
Ah ulan ah Sabri Abi!
Yorgun akşamların kederli sofralarında,
Önce duran sonra vurulan dostluğumuz gibi temiz pak...
Sen beni bir volkanın kapısında bıraktın,
Hani sen benim elimden tutacaktın?
Can olacaktın...
Sen beni severdin,
Sen yüreğinde vurgun, göğsünde darp izi;
Sen hani güler geçerdin?
Ah ulan ah Sabri Abi! Gittin...
Geride kan, geride tortu,
Geride bir hain karanlık ki diz boyu...
Geride eski şarkılar kaldı sadece masalara çizdiğimiz,
Geride takvim yazıları, mahpus mektupları,
Solgun fotoğraflar ve saksıda kurumuş Cezayir menekşeleri...
Geride bir ömür kaldı yarım bıraktığın.
Hani güzel günler gelecekteydi Sabri Abi?
Hani beyaz arabamız, bir İmpala'mız olacaktı?
Hani cebimizde paramız, hani dudağımızda ıslığımız?
Hani sahilde çay içecektik adam gibi?
Pahalı birer gömlek giyecektik,
Jilet gibi ütüleyecektik lacilerimizi,
Kahpe dünyanın ta ciğerine üfürecektik cigaralarımızı...
Ah ulan ah Sabri Abi!
Sensiz erken kapanacak Bolkepçe Lokantası.
Bir daha Yılmaz Güney oynamayacak yazlık sinemada,
Bir daha leblebi kavurmayacak Nuri Amca Kabataş kaldırımlarda.
Bir daha, bir daha birlikte çıkamayacağız sabaha...
Bir daha, bir daha olmayacak!
Sahilde "Kısmetim Teknesi" bizim için yanmayacak.
Tophane Limanı’na Rus gemisi "Odesa" gelmeyecek.
Bizi sevmeyecek yüreğimizdeki umut,
Bizi sevmeyecek karabaş köpeğimiz.
Bizim için şikâyetsiz bir nar gibi yanmayacak Cihangir...
İbrahim SADRİ