Cahi̇t Koytak

29-01-1949 - 00-00-0000

  • Okunma: 52
  • Viyanalı Ermiş'in İtirafları
Şiir Sayfası

Viyanalı Ermiş'in İtirafları

694.1 Kaburgalarımdan birini çıkarıp Kendime bir eş yaratmayı düşünmüştüm. (ki, muhtemelen tıpa tıp bana benzeyecekti, bu): ama bu sanatın, şiir yeryüzüne indirilirken felsefeyi başına sarmış bulunanlara yasaklandığını söylediler bana, Ben de, kaburgalarımı tensel iğvaların talanına bırakıp, kaval kemiğimden bir klarnet yarattım, Schubert'in, arınmanın gökçe kaynaklarından iniyora benzeyen naiv liedleriyle, Bach'ın uhrevi füglerini felsefi düşüncenin kodlarına çeviren tılsımlı bir klarnet... 694.2 Sık sık inançsız olduğuma hükmediyorum en az Russell kadar inançsız... ama yine de benimki onunki gibi yavan ve aptalca değil. Çünkü ben bunun için, sanırım, Eyyüb'e imanının verdiği keder kadar ağır, karmaşık ve bazen düşlerimde bana yüzümü, ellerimi kurtlanmış yaralar içinde gösteren bazen de Cabridge'deki felsefe derslerimde beni, bir filozoftan çok, bir peygamber gibi konuşturan sorular taşıdım her zaman yüreğimde. Bu soruların yolu, döne dolaşa, her zaman gelip şu sereba dayanıyordu: Bir gün bu acılı inançsızlığın bağrından bir tanrı filizlenip de çıkar mı? 694.3 En büyük yaralarını gizlemek için sanatta, düşüncede en küçük çiziklerden, en ufak falsolardan uzak durmak ya da öyle görünmek konusunda melekleri geride bırakacak bir titizlik, incelik sergileyebiliyor insan. Ama incelte incelte, sonunda, kabuğunu içindekileri gösterecek duruma getirmiş olabileceğini unutuyor. yahut unutmuyor da, böyle bir durumun gelecek kuşakların damağında bırakacağı efsane tadından ötürü gizli bir gurur duyuyor; gizli ve oyuna hile katan bir kumarbazınki kadar şeytanca... 694.4 Dürüstlük sanatındaki yeteneğim, çağdaşlarımın gözünde beni neredeyse mesih konumuna yükseltecek. Gerçekte olan şu, dürüstlük taçlandırılınca, en basit, en sıradan düşünceler bile bir tür vahiy etkisi yaratıyor. Bu büyüyü bozmam gerektiğini biliyorum, ama bozmak istiyor muyum, bundan kuşkuluyum. Çünkü fantezi de olsa, şakirtlerimin eliyle sunulan bir 'gökçe krallık' fikri, ölümü de, hayat gibi, bir keder, bir gerçek olmaktan çıkarıp bir oyun, bir sanat, bir rüyanın mümkün yorumlarından sadece biri haline dönüştürüyor. 694. 5 yok sayıcılık, bilimi ve mantığı kendi tarafında gördüğü her zaman, kabadayılık taslayan korkak birinin gülünç kahramanlığını yansıtıyor. 694. 6 uyanıkken insanların hepsi aynı dünyada yaşarlar, ama uykuda herkesin ayrı bir dünyası vardır diyor efesli büyük herakles. felsefenin uzayında, sözcüklerin, fikirlerin, kavramların ve onları, alacakaranlıkları içinde seçilebilir kılan yıldızların, güneşlerin ve öteki gök cisimlerinin, buz içindeki hareketsiz ışıldayıp durdukları insansız alemlerde sanırım hiç değilse, benim gibi elli yaşını aşmış içindeki derinlerden ya kaçan, ya da oralardan kovulmuş bulunan yalnız biri, yalnızlıktan kuruyup gitmek üzere olan biri, onun elinden eteğinden tutup çekiştiren ve gerçekliğe, gerçek dünyaya alıp götüren mesela bir oğlu, bir dölü olsun isterdi. gözbebeklerinin aynasında ona, aynaların başkalarına ve başka koşullarda asla göstermeyecekleri kadar uzak, çok uzak derinliklerde insana kendi çocukluğunu gösteren ve bakışlarındaki parıltıyada da babasına, soyunun devam edeceğini ima eden Davud oğlu süleyman gibi, dili ezgilerle, kederlerle, bilgeliklerle incelmiş bir oğul… 694.7 Aslında o kadar kötüyüm, o kadar çirkin şeyler yaptım ve çirkin şeyler yaşadım ki, Tanrıya inanmak zorundayım! Ya da onun öldüğüne ve bıraktığı mirasın sefih, kibirli, gösteriş düşkünü oğulları (yahut çömezleri) tarafından çarçur edildiğinden artık haberdar olamayacağına... Böyle bir gereksinim içinde yaşamak, bu gidişle, erdemli, dinibütün insanlarınkinden daha sek, daha mistik bir dindarlık duygusu, daha ışıltılı bir erinç kazandıracağa benziyor bana. 694.8 Delirmemek için felsefe yaptığımı düşünebilir miyim? yahut içimdeki babilin uğultusunu bastırmak için? yahut unutturmak için kendime, içimdeki babilde de, dışımdaki babilde de çoktan kaybolup gittiğimi? 694. 9 Gençliğimde Tolstoy'un o babasız-oğulsuz incili, daracık ve sapa da olsa, önümde bir yol olduğu umudunu vermişti bana; ama yaşım ilerledikçe, keşişlerin, müjiklerin ve şairlerin çiğnediği o sarp keçi yolunun da benim içimden geçmediği ve felsefenin tepesine, ayartıcı dil-oyunlarının, gösterişli meteforların yardımıyla kurduğum manastır eteklerinden bir hortum gibi kıvrılıp göğe tırmanmış olduğu ve arkasında da bir iz bırakmadığı ortaya çıktı. 694.10 Her sabah aynaya bakıp şunu haykırmalıyım: "Şehvet düşkünü, zayıf, edepsiz, ilkel bir yaratık var senin içinde, kendi atığında debelenen bir canavar! Bir meyve kurdu! Ve işin kötüsü, senden daha zeki; çünkü, senin aklını ve yeteneklerini -seni, postunda gizlendiği bir aziz, bir yalvaç olarak göstermeye yetecek kadar- maharetle yönetmesini biliyor. 694.11 Bencilliğimi, kendime kene gibi yapışmamı, kendime tapınmamı... kısacası, içimdeki yılanı orada bulunduğu yerde saklamak zorundayım. bunu şimdilik yapabiliyorum. Ama onu kendimden ayırt edemeyecek kadar bunayacağım günler gelip çatınca, ne yapabilirim; bunu kesitremiyorum. Klarnetim ve oynayan yılanımla gezici bir tiyatro trampına katılırım belki ya da sirk kumpanyasına. 694.12 Cehenneme götüren yolun iki yanında bağların, bahçelerin, kıyısından geçerken, insanlara, cennetin yolunun benim hayatımın içinden geçmediğini nasıl anlatabilirim? Diskurlarımda İsa'yı hortlatıp metafiziğin sisleri arasında sembolik mantık konuşarak mı? Bunu her yapmaya kalkışımda, havarilerimin en zekilerinin gözlerinde bile, düş kırıklığı yerine, parıldadığını gördüğüm o aptalca hayranlık önce gurur veriyor bana, ama sonra günlerce, günlerce kendimden tiksinti içinde yaşatıyor beni. 694.13 Bir şair olabilirdim; çünkü nereye gidersem gideyim tepemde dolaşmasını istediğim ipsiz bir uçurtma icat etmekti, çocukluğumdan beri, en derinlerdeki emelim. Ama ancak felsefenin Prens Mişkin'i olabildim. Çünkü, bu ipte oynayan düzmece kralların omuzlarında dolaşan şeytanları görmeye ve göstermeye yetecek kadar saf olmasını, saf görünmesini becerebilsem de, kendi şeytanlarımı kovmak için, zekayı bir kenara bırakıp melekleri yardıma çağırmayı kendime yakıştıramayacak kadar kibirliydim. şu da söylenebilir: dehamın, hem şeytanları cehennemin kapısına kadar kovalamaya, hem de onları kendime hayran bırakmaya yeteceği inancı aldattı beni. 694.14 bir şair, kendisini felsefenin içine kıstıracak büyük bir hata yapabilir ve onun bu hatası uzayın derinliklerinde yeni bir galaksi, yepyeni bir yıldız ailesi, bir kozmosu yaratacak kadar büyük bir patlamayla sonuçlanabilir. ama bir felsefeci, felsefenin içinden biri tek başına asla bu cesamette yaratıcı bir hata işleyemez. onun eli işe fazla yatkındır, çünkü. ne yetiştiği tezgah bunu kaldırır, ne de onun kullandığı aletler bunu yapmasına olanak verir. ayrıca, marangozlar birbirlerini tartarken, tuhaftır, her şeyden önce, döktükleri yongaların birbirine eşit, birbirine benzer ve ağacın suyu yönünde çıkarılıp çıkarılmadığına bakmayı adet edinmişlerdir, nedense. 694.15 bu son yıllarda kendimi kendimi bir kaya kütlesi gibi yonttum, yonttum... başlangıçta, yüzünü elleriyle örtüp dizlerinin üstüne kapanaraktan, sessiz sessiz ağlayan, yakaran bir aziz çıkacağa benziyordu, bir kayanın bağrından. ama sona yaklaştıkça, içerde, karanlığını -matematiksel mantık şaşmazlığıyla yönetilen- bir yeraltı krallığına dönüştürmek isteyen hayalci bir solucanın yuvarlandığı ortaya çıktı; krallığının adını da Tractatus Logico Phlosophicus koyan kör bir solucan. 694.16 Tanrının en ilham verici eseri, kuşkusuz, insan; Sophoklesin dediği gibi, tuhaf, ihtişamlı ve keder verici… Ama aynı zamanda, aptal ve müptezel! çünkü, her seferinde dönüp arkasına bakar ve ruhunun atıklarına da, bedenin atıklarına da şöyle bir göz atmaktan gizli bir keyif duyar. İşte Sigmund Freud! O da kendi tarzında benim yaptığımı yapıyor: yerin altında kendisine Hasidik bir krallık kurmak için, barsak solucanlarını psikanalizleyip, lağım faerlerine, hamlet gibi imalı, kinayeli cıvıldamasını öğretmeye çalışıyor. Yani, tutkusunu ve dehasını bir çift kanat olarak değil, fakat, o da benim gibi, cehennemin dibini bulmak için kazma ve kürek kullanıyor. 694. 17 kendi cangılımıda, kendi kusursuzluk, dürüstlük ve erdem saplantılarımın önünden kaçan bir av hayvanıyım ben; eti yenmeyen, ama derisinden kürk, dişlerinden takı, boynuzlarından da borazan yapılan. ve karnı, felsefenin tapınak kahinleri, edebiyatın panayır yalvaçları eliyle açılıp, bağırsak falına bakılan… 694. 18 Tanrının hem ulrichle, olgayla, ludwigle, yani herkesle ayrı ayrı yaşadığı küçük küçük hayatları, hayatçıkları var gibi geliyor bana, hem de hepimizin üstünde, tek başına, mutlak bir yalnızlık içinde yaşadığı uçsuz bucaksız ve içine girilemez paylaşılamaz, çalınamaz, ihlal edilemez bir sanatçı hayatı… Ve Tanrı, mantığı ve felsefeyi, yani aklı ve illiyeti -küçük hayatlarımız, burada, tenin krallığında içleri daralınca, Onun melekler katarıyla yerden havalanmasınlar diye olacak- bizim için tam yeterli olandan belki biraz ağır ve ciddi, gerekli olandan biraz büyük ve havaleli; ama müziği, şiiri ve matematiği, buna bağlı olarak, sezgiyi ve hayal gücünü -yere göğe sığmayangünahlarımızı Onun büyük hayatına, sonsuz merhametine sığdırabilelim diye, sanıyorum- namütenahi olandan belki biraz küçük, biraz hafif, biraz hoppa ve cesur, biraz da köpük gibi sönümlü yaratmışa benziyor. Tuhaf, ihtişamlı ve keder verici olan -ki trajik diyoruz ona- işte bu, bir yanımızın tam yeterli olandan biraz büyük ve ağır bir yanımızın da, kusursuz ve ebedi olandan biraz küçük ve hafif tutulmuş olmasından ileri geliyor, bence. Bunun içindir ki, mantığı matematiğe, felsefeyi de şiire dönüştürme çabası gençliğimde bana bir oyun zevki, bir arınma coşkusu yaşatmış olsa bile, şimdi artık bu mümkün gözükmüyor bana. Vaktiyle taşlardan sessizliğin, yıldızlardan da yalnızlığın dilini öğrenmeliydim belki; bu fırsatı kaçırdım; artık bunu yapamayacak kadar yaşlı, huysuz ve tamamlanmış buluyorum kendimi. 694. 19 Aslında, Nuhun oğlu gibi, işi ağırdan aldım; hedonizmin, suçluluk duygusunun, kendine eziyetin verdiği sarhoşluklara kaptırdım kendimi; sular çeneme yükselmeden düşüncenin mülkünde tırmanılacak bir dağ bulacağım umuduyla avundum ve gemiye yetişemedim. Ama gelecekte benim incilimi yazacak olanlar, benim, ergenlerin mahrem rüyalarını andıran yakıcı, esritici, naif aforizmalarımda düşüncenin şehvetini keşfeden cambridgeli dostlarıma, çömezlerime, oda arkadaşlarıma mesihçe düşkünlüğüm olarak söz edeceklerdir, bütün bunlardan. 694. 20 Tanrı, Felsefi Soruşturmalarıma, Değinmelerime, şifreli notlarıma, vesaire, şöyle bir göz atıp da onları eliyle bir kenara ittikten sonra, dönüp bana şunu söyleyecektir: Gel, seni kendi gözlerinde yargılayalım, Ludy! Başkalarında gördüğünde seni tiksindiren ürperten, mideni bulandıran fiilerden başlayalım işe! * *İtalik yazıların dayandığı orijinal ifade: Tanrı bana şöyle diyebilir: Seni kendi ağzınla yargılıyorum, senin kendi eylemlerin, başkalarını onları yaparken gördüğünde seni tiksindiren, titreten eylemlerdi." Cahit Koytak
Bu şiiri beğendiniz mi?

Şiir Yorumları

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Şiirlere yorum yapabilmek için lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun.

Anadolu Şairleri

Abdürrahim Karakoç

7 Nisan 1932 , Perşembe


Necip Fazıl Kısakürek

26 Mayıs 1904 , Perşembe


Âşık Sefai

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Ârif Eren (turgutlulu)

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Yener Yılmazoğlu

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Süleyman Nesif

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Alâeddin Özdenören

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Rasim Özdenören

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Dostozan/ Mehmet Hanifi Sarıyıldız

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Şevket Yücel

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Bahaettin Karakoç

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Aşık Yener

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Hami Abdul Gaffar Baba

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Nurettin Topçu

20 Kasım 1909 , Cumartesi


Arif Eren

30 Kasım -0001 , Pazartesi


ŞİİR BİR TUTKUDUR

Rahatı Kaçan Ağaç

10 Ekim 2026 , Cumartesi - 21:23:43


Hani Gönlüm Aşık İdin

29 Eylül 2026 , Salı - 21:11:31


Sivas Sabahı Şiiri - Hasan Hüseyin Korkm ...

27 Kasım 2025 , Perşembe - 22:49:23


Karanfil Sokağı Şiiri - Ahmed Arif

4 Kasım 2025 , Salı - 21:14:35


Yandım Yâ Resûlallah!

19 Ekim 2025 , Pazar - 20:15:24


İstanbul'u Dinliyorum

5 Şubat 2023 , Pazar - 00:17:12


Bu Dünya Hangimizin?

1 Şubat 2023 , Çarşamba - 15:25:12


Aldırma Gönül Aldırma-S.Ali

25 Ocak 2023 , Çarşamba - 22:56:35


İrfan Olan Anlar Bizi-MISRİ

22 Ocak 2023 , Pazar - 18:28:29


Ayşen

7 Şubat 2023 , Salı - 14:57:21


Karıma Son Mektup

21 Ocak 2023 , Cumartesi - 14:05:10


Davet-Can Yücel

14 Ocak 2023 , Cumartesi - 15:32:49


Merdi̇ven

10 Ocak 2023 , Salı - 18:27:21


Geçi̇lmez

8 Ocak 2023 , Pazar - 15:44:04


Serçe Kuşu

7 Ocak 2023 , Cumartesi - 19:49:33