Orada masanın üstünde bir resim,
İkimiz denize karşı durmuşuz Üsküdar’da.
Saçlarımızın üzerinde martılar,
Gözlerimizde acemi bir aşk ve tuhaf, çocuksu bir mutluluk...
Senin sırtında sarı yağmurluğun, Kadıköy’de ucuzluktan almışız,
Bende o siyah kazak, hani bir kedi gibi sokulduğun...
Şubat ve yağmur yağıyormuş meğerse, ıslatan her tarafımızı.
Orada masanın üstünde bir resim;
Yak bitsin!
Orada kapının arkasında bir yazı,
"Seviyoruz" yazmışız birlikte.
Harfler nasıl titremiş meğer ellerimizde...
Bir pazartesi akşamı ben eve dönünce tutup öyle yazmışız nereden estiyse.
Hep gülüşün, hep sıcaklığın sinmiş harflere.
Ne yaptığın çorbanın ne pilavın tadı...
Sobayı yakmayı unutmuşuz ne gam; senin çiğdemler açmış yüzünde sıcaklığın.
Orada kapının arkasında bir yazı;
Sil bitsin!
Orada sehpanın üzerinde iki bardak,
Senin demlediğin çayı içmişiz birlikte.
Nasıl da dalgamızı geçmişiz dünyanın bütün dertleriyle...
Bir masalmış, bir yalanmış gibi korkmuşuz,
Sıkı sıkıya yaslanmışız bahtımızın kara yıldızına.
Ben tek, sen üç şeker atmışsın filiz çayımıza.
Sonra açıp perdeyi gökyüzünden bir dilek tutmuşuz,
Mehtap gülümsemiş deli yürek çocukluğumuza.
Orada sehpanın üzerinde iki bardak;
Kır bitsin!
Orada odaya saçılmış küçük hatıralar,
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden...
Belki minik kızgınlığın, belki bir gülüşün orada;
Böreğin altını yakışın, düğmeyi dikerken iğneyi eline batırışın...
Ve saçların; hep o kan gülleri taktığın saçların, beni mahpus bıraktığın saçların.
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden;
Hep o kanepede oturmuşluğun, şu senin küçük yastığın, şu eşarbın...
İşte şu bir haziran akşamı gitmek için ayaklanışın...
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden.
Orada odaya saçılmış küçük hatıralar;
Git bitsin!
Orada ayaklarının dibinde bir adam,
Adam bütün adamlığını dökmüş önüne.
Böyle kaç gün ya da kaç gece, ayaklarının dibinde...
Öyle kolay mı? Öyle kolay mı gitmek?
Her şeyi, bu İstanbul’u, o sevdiğin adaların kokusunu,
Mısır Çarşısı’nı, Eminönü’nün balık ekmeğini,
Beyoğlu’nun sinema salonlarını, birlikte beklediğimiz 28 numarayı...
Unutmak öyle kolay mı? Öyle kolay mı?
Orada ayaklarının dibinde bir adam;
Kov bitsin!
Orada çekmecede yedi otuz beş bir silah,
Babadan kalma...
Hani bir bayramda saydırmışız havaya,
Sen biraz ürkek sokulmuşsun omzuma.
Kuşlar havalanmış, bütün kuşları İstanbul’un...
Giderken galiba bir beni, bir de bunu unutmuşsun.
Orada çekmecede yedi otuz beş bir silah,
Ve burada zaten öldürdüğün bir yürek;
Vur bitsin!
İbrahim SADRİ