Doğum: 1520 (H. 926), Zile —
Vefat: 1597 (H. 1006), Sivas
Şemseddin Sivasî hazretleri, şimdiki Tokat iline bağlı Zile kazasında dünyaya gelmiştir. Esmer oluşundan dolayı kendisine Kara Şemsi veya Kara Şemseddin de denilmiş, doğum tarihi hakkında değişik görüşler bulunmaktadır. Hocazade Hilmî Ziyaret-i Evliyâ’da 928 (1521–1522), Nazmî Muhammed ise 926 (1520) yılını verir. Abdülbaki Gölpınarlı, İA’daki “Şemsiya” maddesinde Nakd-i Hâtır’ı 1003 (1594)’te yazdığı ve eserde yetmişini aştığını belirttiği bilgisinden hareketle 926 (1520) tarihini kabul eder.
Türk-İslam tarihindeki meşhur üç “Şems”ten biridir: Şems-i Tebrîzî, Akşemseddin ve Kara Şems (Şemseddin Sivasî). Üçü de yüksek dereceler sahibidir.
Çocukluk ve İlk Sohbet
Kara Şems yedi yaşındayken Amasya’daki Halvetiyye büyüklerinden Şeyh Hacı Hıdır’ın sohbetiyle şereflenip elini öptü. Babası Ebü’l-Berekât Muhammed Efendi, Hacı Hıdır’ın talebelerindendi. Hacı Hıdır’ın ettiği duanın bereketiyle gelen ihsanların hayatına yön verdiğini bizzat anlatır.
Tahsil, Rüya ve Tabir
Zile’de sarf-nahiv ve diğer ilimleri tahsil ettikten sonra Tokat’a gidip Arakıyecizâde Şemseddin Efendi’den ve diğer âlimlerden aklî ve naklî ilimleri öğrendi. Tokat’ta gördüğü bir rüyayı Köstekcizâde’ye tabir ettirdi; “zâhirî ve bâtınî ilimlerde yükseleceği, zamanının bir tanesi olacağı” müjdelendi. Bu tabir yirmi sene sonra aynen gerçekleşti.
İstanbul Yılları ve Tasavvufa Yöneliş
İstanbul’a gelerek Sahn-ı Semân medreselerinden birinde müderris oldu. Bir gün kadıasker ziyareti sonrası dinî-manevî hayatın zedelenmesine üzüldü; Fâtih Camii’nde iki rekât namaz kılıp tasavvuf ehline dâhil olmayı niyaz etti. Hacca gidip Medine’yi ziyaret ettikten sonra Zile’ye dönerek ders ve irşada devam etti; bu sırada İbn Hişâm’ın Kavâidü’l-İ‘râbına Hallü’l-Me‘âkıd şerhini yazdı.
Mürşid Arayışı ve İcazet
Amasyalı Şeyh Muslihuddîn Efendi’ye talebe olup kısa sürede ondan icazet aldı. Muslihuddîn Efendi’nin vefatını bir rüya ile önceden işaret etmesi ve ardından vefatı üzerine “mumu sönmüş eve döndüğünü” ifade eder.
“Mürşidin Ayağına Gelmesi” ve Abdülmecîd Şirvânî
Tokat’ta Şeyh Mustafa Kirbâsî, altı ay içinde gerçek mürşidin ayağına geleceğini haber verdi. Nitekim altı ay sonra Abdülmecîd Şirvânî Tokat’a geldi ve “Seni irşad için geldim” diyerek onu kabul etti. Kara Şems’in: “Canlar feda muhabbet-i cânâne sır değil / Erbâb-ı aşk’a terk-i sır etmek hüner değil” mısraıyla ifade ettiği teslimiyet üzerine riyazet ve mücahedeye başladı.
Sivas Dönemi ve Eğri Seferi
Abdülmecîd Şirvânî’den kısa zamanda büyük feyz alıp tasavvufun yüksek derecelerine kavuştu; irşadla vazifelendirildi. Sivas Valisi Hasan Paşa tarafından Sivas’a davet edilerek yaptırılan dergâha yerleştirildi, cami imamlığı verildi. Sultan III. Mehmed ile Eğri Seferi’ne katıldı. İstanbul’da kalması istense de ihtiyarlığı ve yorgunluğu sebebiyle Sivas’a döndü.
Vefatı ve Türbesi
Talebelerini odasına çağırıp zikirle meşgul olduktan sonra dua ederek ruhunu teslim etti. Türbesi Sivas’ta Meydan Camii’nin kuzey tarafındadır. Türbe kitabesindeki tarih kıtasının son mısrası ebced hesabıyla 1009 (1600) çıkar; bu, türbenin vefatından üç yıl sonra yapıldığını gösterir.
Menkıbelerinden
Hac’da karşılaşma: Talebesi Hacı Mustafa, Mekke’de karanlık bir gecede hocasını görünce gizlendi; Şemseddin Sivasî atından inip “Hacı Mustafa değil misin, niçin saklandın?” diyerek onu ismiyle çağırdı.
Köyde hidayet ve şifa: Ehl-i sünnet sahâbeye dil uzatan bir köy halkı önce yiyecek dahi satmadı; Şemseddin Sivasî’nin duası ve teveccühüyle kalpleri yumuşadı, hediyelerle geldiler. Reislerinin sara hastası kızı, teveccüh ve Fatiha ile anında şifa buldu; köy halkı tövbe edip muhib oldu.
Tarikat, Kol ve Kaynaklar
Halvetiyye yoluna mensup olup Şemsiyye kolunun kurucusudur. Hâl tercümesi ve menkıbeleri; Şeyh Recep Sivasî’nin Necmü’l-Hüdâ, Şeyh Nazmî Muhammed’in Hediyyetü’l-İhvân, Müstakimzâde Süleyman Sa’deddin Efendi’nin Hulâsatu’l-Hediyye ve başka eserlerde yer alır. Soyundan çok sayıda âlim ve fazıl gelmiştir.
Notlar
Ziyaret-kitabeden düşülen manzum tarihler arasında: “Kadriyâ târîh-i fevtini dedim Nüh felek Şems’i tulundu nûr ile”, “Ey Hüsâmî fevtine târîh de Rûh-ı pâk-i Şemsî’ye Firdevs câ”, “Mekân u câ y oldu cilve-gâh-ı kurb-ı lâhûtî / Tulundu hayf Şems-i ma‘nâ dîdeden nihân oldu”.