Medine’de doğan Muâz ibni Hâris (r.a.), Müslüman bir ailede yetişti. Hem babası hem annesi sahâbî olan bu mübarek genç, kardeşleri Avf ve Muavviz ile birlikte “Afrâ Hâtun’un oğulları” diye anıldı. Efendimiz’in bütün gazvelerine katıldı, Birinci ve İkinci Akabe biatlarında hazır bulundu.
Birinci Akabe biatında yer alan 12 kişiden biriydi. Bu biatın temel esasları Mümtehine 60/12 ayetinde zikredilen tevhid, ahlâk ve kulluk ilkeleriydi. Hicret sonrası ise Rasûlullah (s.a.s.) onu Hz. Osman (r.a.)’ın yeğeni Ma‘mer b. Hâris ile kardeş kıldı.
Bedir günü Afra Hâtun’un oğulları Muâz, Muavviz ve Avf (r.a.) birlikte meydana çıktılar. Resûlullah (s.a.s.) onların cesaretinden memnun olup dua etti. Ancak Kureyşliler, karşılarına Kureyşli rakipler istediler. Yine de bu üç kardeşin kahramanlıkları meşhur oldu.
Abdurrahman b. Avf (r.a.), Bedir’de yanında bulunan gençlerden biri olan Muâz’ın “Ebû Cehil’i görürsem ondan ayrılmam!” diye yemin ettiğini nakleder. Gerçekten de Muâz ve kardeşleri Ebû Cehil’i yaraladılar; nihayet Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.) son darbeyi vurdu.
Muâz ibni Hâris (r.a.), Rasûlullah’tan ikindi ve sabah namazlarından sonra nâfile kılmanın yasaklandığına dair bir hadis rivayet etmiştir.
Rasûlullah’ın vefatından sonra da yaşamaya devam eden Muâz (r.a.), dört halife devrine şahit oldu. Rivayetlere göre Sıffîn Savaşı’nda Hz. Ali (r.a.)’ın yanında çarpışırken şehid düştü (37/657).