Cahit Külebi̇

10-01-1917 - 28-04-1997

  • Cahit Külebi-kısa Kısa....
Şiir Sayfası

Cahit Külebi-kısa Kısa....

Güzelleme!!

 

Evinizin önünde dolaşsam

Seni bulamazdım,

Sen gözlerinde bahçeler olan

Şimdi evimdeki karım.

Senin kadar güzel olsun çocuklarım

 

Gökyüzü bugün ne kadar da çok

Yıldızlarla dolu avuçların

 

Gel Seninle Resim Yapalım

 

Gel seninle resim yapalım

Bir yüz çizelim ince,

Küçük nezleli bir burun

Ve gözler zeytin iriliğinde.

 

Sonra bir gelincik, ince bir boyun,

Soyulmuş bademden daha ak bir ten,

Öyle bir yüz ki seher vakti

Mutluluk estirsin güneş doğarken

 

Ve saçları çizelim, bulutlar,

Türküler, masallar gibi,

Hepsinin üztüne sonra

Kocaman bir insan yüreği.

 

Öyle bir yürek ki sevgiyle

Arkadaşlıkla, mutlulukla dolsun,

İsterse ondan sonra

Bütün şairler ölsün.

 

Güneşli Çayır

 

Pınarlardan içiyorum seni

İnce ve mavi bileklerinden,

Kısrak memelerinin gürlüğünde

Sabah bahçelerinin serinliğinden.

 

Kaç yaşıma gelirsem geleyim

Ölmem ben gencim uzun yıllar.

Ayna gibi akan bir dere

Ve dibinde beyaz çakıllar.

 

Yaşamım böyle çağlar gider

Cırcırböcekleri, ormanlar ötesinde,

Sarı kokusuyla harmanların

Ve düğenlerin ezip geçmesinde.

 

Ayışığı uçuşsun gözlerinden,

Teninden aklığı sabahların.

Karanlık gecelerden çıktıkça

Güneşli bir çayırsın sen.

 

Günler Bana Bir Hikaye Anlattı

 

Geçen gün bir kadın gördüm,

Kucağında bir çocuk vardı.

Yüzü kehribar rengindeydi.

Ne oldu sana bebek dedim

Noldu da böyle zayıfladın?

Çocuk yüzüme bakıp güldü.

Geçen gün bir çocuk gördüm

Yüzü kehribar rengindeydi.

 

Geçen gün bir gelin gördüm

Gelinin yüzü gül rengindeydi.

Kocasının koluna asılarak gider.

Ne oldu gelin sana dedim,

Noldu da böyle güzelleştin?

Gelin yüzüme bakıp güldü.

Gözleri zeytin rengindeydi.

 

Çok güvenme haline gelin dedim

Bir gün gelir sen de anlarsın.

Dünya dediğin şeker şerbet

İçi başka dışı başkadır.

Bir gün şu kadına dönersin,

Dönersin de sonra ağlarsın.

Çok güvenme haline gelin dedim.

 

Geçen gün bir adam gördüm

Bir şeyden korkar gibiydi.

Kim korkuttu adam seni dedim

Herif yüzüme bakıp güldü,

Geçen gün bir adam gördüm.

 

Dayanamıyorum onların haline

Yüreğime oklar saplanıyor.

İstiyorum ki kadınlar her zaman

Vefalı, iyi, sıcak,

Erkekler sağlam yapılı, çalışkan,

Çocuklar tosun gibi,

İstiyorum ki pırıl pırıl olsun

Dünyamızın günleri.

Ne çare evdeki hesap

Çarşıdakine uymuyor

İnsanlar bol bol laf ediyor ya

Yine de işlerine

Akıl fikir ermiyor.

 

Bizim bir dünyamız var ki

İstesek güzel olur,

Denize gisek balık gibi

Yumuşar kemiklerimiz,

Güneşin altında otursak

Isınır dinleniriz.

Bizimdir rüzgarı, ağacı, meyvesi

Bizimdir dostluğu, kardeşliği, sevdası.

Ama biz insanoğulları

Babadan mirasa konmuşuz

Her gün bir taşını söker atarız

Hele bir işimize elversin

Tozu dumana katarız.

Ama biz insanoğulları

Babadan mirasa konmuşuz.

 

Hikaye

Senin dudakların pembe

Ellerin beyaz,

Al tut ellerimi bebek

Tut biraz!

 

Benim doğduğum köylerde

Ceviz ağaçları yoktu,

Ben bu yüzden serinliğe hasretim

Okşa biraz!

 

Benim doğduğum köylerde

Buğday tarlaları yoktu,

Dağıt saçlarını bebek

Savur biraz!

 

Benim doğduğum köyleri

Akşamları eşkıyalar basardı.

Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem

Konuş biraz!

 

Benim doğduğum köylerde

Kuzey rüzgârları eserdi,

Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır

Öp biraz!

 

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!

Benim doğduğum köyler de güzeldi,

Sen de anlat doğduğun yerleri,

Anlat biraz!

 

Kadınlar, Ülkeler, Denizler

Gözlerin gözlerime değince

Su katılıyor rakıya

Denizler açılıyor önümde.

 

Üç çeşit deniz var bildiğim:

Birincisi süt liman deniz.

İlkgünün özenle okşadığı,

Gökyüzüyle kaynaşan deniz.

 

İkincisi dalgalı oynak,

Bir kedi gibi önce sokularak

Sonra tozu dumana katan deniz.

Balıklara beşik sallayan deniz.

 

Üçüncüsü volkansı dağlar...

Tüfek namlusundan menevişli,

Baştan başa gövdesi köpek dişli,

Kendi kendine savaşan deniz.

Anadolu dağları gibi kıraç,

Kış ortasında kurtlar gibi aç

Karanlığa uluyan deniz.

 

Senin gözlerin de öyle uzak,

Üç türlü denizde balkıyarak

Bütün yaşamımı alıp gitti.

Türküler yitirdim dağlarda.

Çiğdemleri rüzgar okşar ya,

Sarkar ya söğütler ırmağa

Rakıya su katılır gibi

Gözlerin başlar yansımaya

 

Gözlerin gözlerime değince su katılıyor rakıya,

Ülkeler de kadınlara benziyor,

Başlıyor yansımaya.

 

İşte güvercin kemikli kız!

Koca Fransa, Akdeniz...

Ve Almanya ki lahana, tütün,

Sokakları kan kokarken bir gün

Gençliğimi orada bırakıp geldim.

Oysa balık gibiydi Urzula Rayh

Bir sarı çiğdem gibi severdim.

 

Kuşun Hikayesi

Evin önünde hark vardı,

Harkın önünde alçacık köprü,

Köprünün üstündeki çocuklar

Hayalet gibi bir kuş gördü.

 

Eğilip baktık tahtalar arasından

Uzaklardan gelme bir garip kuş.

Kuzgun gibi,balıkcıl gibi birşey,

Köprünün altına yorğun düşmüş.

 

Kutupların,denizlerin,romanların,

Sihrini taşıyordu.

Biz ona bakıyorduk, o bize

Korkusuyla karanlık ormanların.

 

Kimimiz deynekle dürte dürte...

Kimimizde kaynar su döktük,

İşedik bir güzelce üstüne,

Garip kuşu öldürdük.

 

Yaralı bir gemi gibi yüze yüze

Köprünün dışına çıktı.

Vura vura eğlendik,

Attık birbirimize.

 

Uzaklardan gelme garip kuş

Mürekkep rengi gözlerinle

Artık dünyamızı göremezsin!

Bağrışmamız gitmez kulaklarına,

Yaprakların arasında güneşe karşı

Çiftleşemezsin.

Dişiysen yumurtlayamazsında!

 

Böyle deyip kuşun dört yanında

Akşama kadar hora teptik

İnsan olduğumuzu iyice

Garip kuşa öğrettik

 

Mehmet Ali

Mehmet Ali' yi anası

İşe giderken doğurdu

Savaş bitiminden üç ay önce.

Az süt emdi Mehmet Ali,

Az ışık gördü,

Az ısındı,

Duydu anasının yorgunluğunu,

Bol bol uyudu Mehmet Ali

Çocukların bedava uykusunu.

 

Zeytinyağı ve ekmek kadar

Kıttı özgürlük memlekette.

Büyüdüğü zaman akranları Mehmet Ali' nin

Her şey bol olur elbette.

 

Mustafa Kemal

Bir gemi yanaştı Samsun'a sabaha karşı

Sel'am durdu kayığı, çaparı, takası

Selam durdu tayfası.

Bir duman tüterdi bu geminin bacasından, bir duman

Duman değildi bu!

Memleketin uçup giden kaygılarıydı.

 

Samsun limanına bu gemiden atılan

Demir değil!

Sarılan anayurda

Kemal Paşanın kollarıydı.

 

Selâm vererek Anadolu çocuklarına

Çıkarken yüce komutan

Karadeniz'in halini bir görmeliydi.

Kalkıp ayağa ardı sıra baktı dalgalar

Kalktı takalar,

İzin verseydi Kemal Paşa

Ardından gürleyip giderlerdi

Erzurum'a kadar.

 

Sıvas Yollarında

Sıvas yollarında geceleri

Katar katar kağnılar gider

Tekerleri meşeden.

Ağız dil vermeyen köylüler

Odun mu, tuz mu, hasta mı götürürler?

Ağır ağır kağnılar gider

Sıvas yollarında geceleri.

 

Ne, yıldızlar kaynaşır gökyüzünde,

ne sevdayla dolar taşar gönüller

Bir rüzgar eser ki, bıçak gibi

El ayak şişer.

Sıvas yollarında geceleri

Ağır ağır kağnılar gider.

 

Kamyonlar gelir geçer, kamyonlar gider

Toz duman içinde,

Şavkı vurur yollara,

Arabalar dağılır şöförler söğer,

Sıvas yollarında geceleri

Katar katar kağnılar gider.

 

Uçak Yolculuğu

Bir uçağım olmalı benim

Binip üstüne binip üstüne

Şu dünyayı gezmeliyim,

Gidip Akdeniz kıyılarına

Merhaba demeliyim

Sıcak sıcak denizlerde

Çimen gemici çocukları.

 

Bir uçağım olmalı benim

Binip üstüne binip üstüne

Daha uzaklara gitmeliyim,

Ta Fransa' ya, Berlin' e.

Selam demeliyim dört iklimden,

Özgürlük için dövüşmeye gelenler

Ölümlü günler bitti mi

Öten tüfekler sustu mu

Kazanlarda sıcak aşlar pişti mi?

 

Bir uçağım olmalı benim

Binip üstüne binip üstüne

Diyar diyar gitmeliyim.

 

Uyusun Da Büyüsün

Tüketme nefesini maviş kızım

Bildiğin Türkçe kıt gelir masallarıma

Sözden sazdan anlamazsın

Kuştan yapraktan haberin yok

 

Biz yaşlılar neler de bilmeyiz

Hele sen belle dilimizi

Biliriz de güzel laf etmesini

Çekiniriz konuşmaktan

Yazmasını bilir yazamayız

 

Üzme beni yum gözlerini

Uyutacak ninnilerim yok

Türküler mi istersin benden

Yanık memleket türküleri

Ne arasın bende o ses

Islıkla söyleni marşlar mı istersin

Bunlar size gelmez

Uykusunu kaçırır çocukların

 

Sana hazır ninniler söylesem

Bahçeye kurdum desem salıncak

İnanır mısın

Ne bahçe var ne beşik

Bir arabacık da istemezdi şu asfalt

Yorganın yatağın iğreti

Doğdun doğalı ne oyun gördün

Ne oyuncak

 

Uyu benim maviş kızım

Dem geçecek devran geçecek

Keloğlan muradına erecek

Sökülecek hasbahçenin çitleri

Ağlayan nar gülecek.

 

Bir arabacık da istemezdi şu asfalt

Yorganın yatağın iğreti

Doğdun doğalı ne oyun gördün

Ne oyuncak

 

Uyu benim maviş kızım

Dem geçecek devran geçecek

Keloğlan muradına erecek

Sökülecek hasbahçenin çitleri

Ağlayan nar gülecek.

 

İstanbuldaki

İstanbul'da bir sevdiğim vardı

Keçi yavrusuna benzer,

Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde

Halden anlardı.

 

Bütün Şehzadebaşı bilir hikayemizi,

Gülhane parkı bilir, gemiler bilir,

Gelip geçen bakardı.

 

Yanakları güz elmasına benzer

Soğuk havalarda.

Ormanlar gibi bakışları;

Çocuktu, aceleci, bir hali vardı.

Bahar günleri geldi miydi

Saçları uzardı.

 

Adını bile unuttum

Yüzünü de, gemileri de,

Yalnız ara sıra aklıma geliyor

Sabah akşam iş başında

Ve asfalt caddelerde.

 

Ölümlü İnsanlar İçin

Hepiniz öleceksiniz!

Tanrı katına çıkacaksınız utanmadan!

Ruhlarınız koyup kaçacak sizi!

Topraklara gömüleceksiniz.

 

Kurtlar, böcekler, solucanlar

Sevinçle saldıracak üstünüze.

Elleriniz bomboş kalacak,

Kimse bakmayacak resminize.

 

Sevilmiş kadınların hayali

Dumanlar gibi dağılacak;

Faydaydı, şöhretti, merhametti

Semtinize uğramayacak.

 

Gözleriniz yok artık!

Dünyamızı göremeyeceksiniz!

Okşamak, gülmek, konuşmak

Yok olmuş bir selde yüzeceksiniz,

 

Yavaş yavaş çürüyeceksiniz.

 

 

 Cahit Külebi

 

Anadolu Şairleri

Abdürrahim Karakoç

7 Nisan 1932 , Perşembe


Necip Fazıl Kısakürek

26 Mayıs 1904 , Perşembe


Kazak Abdal

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Aşık Karamehmet

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Ni̇yazi̇ Akıncıoğlu

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Sunullah Gaybî Hz.

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Ece Ayhan Çağlar

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Latifi

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Hızri

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Rüştü Onur

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Aşık Feymani

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Feyzi Halıcı

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Aşık Deryami

30 Kasım -0001 , Pazartesi


Aşık Coşkuni

30 Kasım -0001 , Pazartesi


İhsan Ozanoğlu

30 Kasım -0001 , Pazartesi


ŞİİR BİR TUTKUDUR

Anne Şiiri - Arif Nihat Asya

6 Kasım 2025 , Perşembe - 15:46:57


Bu Vatan Kimin?

23 Ocak 2023 , Pazartesi - 21:17:11


Allah De Ey Gönlüm

4 Mayıs 2026 , Pazartesi - 20:31:51


Özge Yar Sevdiğim Kim Dedi Sana

10 Şubat 2023 , Cuma - 23:35:05


Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti

9 Şubat 2023 , Perşembe - 22:19:34


Dohtor Bey

2 Şubat 2023 , Perşembe - 21:41:20


Âdemi Bul Âdem Ol 'Âlemde Âdem Gizlidir

28 Nisan 2026 , Salı - 23:10:59


Dehrde Dolab-veş Olmuş Boşanmışlardanız

28 Nisan 2026 , Salı - 23:11:00


Vatandan Ayrılanlar Zâr ü Giryân Olmasın ...

28 Nisan 2026 , Salı - 23:10:58


Me'mûl-i Halef Hüsn-i Eserdir Selefinden

28 Nisan 2026 , Salı - 23:10:56


Durdurun Bu Hiroşima Canilerini

3 Nisan 2026 , Cuma - 23:30:49


İnsanlar Var Ki... Şiiri - Niyazi Akıncı ...

30 Mart 2026 , Pazartesi - 16:17:25


İçlenme Şiiri - Niyazi Akıncıoğlu

30 Mart 2026 , Pazartesi - 16:17:23


Ajans Şiiri - Niyazi Akıncıoğlu

30 Mart 2026 , Pazartesi - 16:17:22


Mutluca Şiir Şiiri - Niyazi Akıncıoğlu

30 Mart 2026 , Pazartesi - 16:17:21